top of page

Rana TOKA

YAZILARI

AĞUSTOS 2026

FATİH SULTAN MEHMET HAN'DAN İMPARATOR JUSTINIANUS'A! 

 

"Mucize arayan gözlerini aç da gör sultanların halini,

Çark-ı felek döndükçe nasıl yıkılıp gittiklerini.

Örümcek perdedar olmuş Kayser'in sarayında,

Baykuş nöbet tutar Efrasiyab'ın burcunda."

-SADİ ŞİRAZİ-

 

     Tarih, bu sarsıcı dizeleri 1453 yılının 29 Mayıs günü, çağ açıp çağ kapatan Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet'in sesinden bize nakleder.

 

     İstanbul'un fethi muhteşem bir başarı olsa da Fatih, zafer sarhoşluğuna kapılmak yerine, yakılıp yıkılan sarayların enkazı arasından bu tarihi uyarıyı yapmıştır. Tespit sadece XI. Konstantinos'a değil, tarihin bütün hükümdarlarına yönelmiş gibidir. Biz bu anlatıda hitabı, aynı sarayda dokuz asır önce hüküm süren Justinianus'a doğru uzanan sembolik bir mesaj olarak okuyacağız. Justinianus'un olay mahallinin eski hükümdarı olması nedeniyle biz mektubu onun sarayında açıyoruz. Sıradan bir ailede doğmasına rağmen, talih onu otuz sekiz yıl hüküm süreceği imparatorluk koltuğuna oturtmuştur. Amcası imparator Justinus'un inisiyatifiyle Bizans tahtına çıkmış, saray onu tüm gücüyle desteklemiş ve halkın büyük kısmı tarafından da kabul görmüştür. Ancak tahtının o kadar da güvenli olmadığını, sallanmaya başladığında anlayacaktır. 

 

     NİKA (ZAFER!)  İSYANI

 

     Sarayın bütün atlarının ve adamlarının gücünü arkasına alan Justinianus, merkezi otoritesini kibrin en son perdesinden yönetiyordu.

 

     Mahkemelerin dayandığı Roma hukukunu kendi belirlediği çerçeveye göre yeniden düzenlemişti. Soylular ve zenginler avantajlı haklara sahip olurken, köylüler ve çiftçiler eziliyor, devletin ağır masrafları orta ve alt sınıf vatandaşlara vergi yükü olarak yansıtılıyordu. Devam eden savaşlar nedeniyle ordunun masrafları artarken, bir yandan da imar faaliyetleri, Ayasofya'nın inşası gibi büyük projeler devam ediyor ve hazinenin bütçesi bir hayli zorlanıyordu. Kaynakların kısıtlı olmasına rağmen sarayın ihtişamı alabildiğine sürüyordu.

 

     Bu gidişe dur demek isteyen muhaliflere ise göz açtırılmıyor, itiraz sesleri kaynağında kesiliyordu. Durum, dönemin şartları düşünüldüğünde bile kabul edilemez bir noktaya gelmişti; toplumun sabrı tükenmişti.  532 yılında birbirlerine rakip olan iki taraf, Maviler ve Yeşiller birleşti, aynı sloganı atarak sarayın kapılarına dayandıklarında, imparator içeride çaresiz bir kabullenişle kaçış planları yapıyordu. Halkın öfkesi limanları, gemileri, ibadethaneleri, kamu binalarını yaka yaka saraya kadar gelmişti. Kesif bir yanık kokusu etrafı kuşatmış, uçuşan küller, kara kızıl alevler güzelim Konstantinopolis'in yeni manzarası olmuştu.

 

     Bu isyan başarıya ulaşmadığı için imparatoru tahtından etmedi ama imparator Justinianus yönettiği ülkenin alev alev yanışını, eski Ayasofya'nın yerle bir edilişini, halkının gözündeki çelik gibi nefreti yakinen gördü. Binlerce kişinin öldüğü isyanlar sırasında yalnız muhalifler değil, imparator taraftarlarının önemli bir kısmı da yok olmuştu.

 

     Harabeye dönen şehrin yanan duvarları arkasında bir mucize bekleyen imparator, eğer İmparatoriçe Theodora direnişte ısrarcı olmasaydı her şeyi bırakıp kaçacak, taht devrilecek ve rejim değişecekti.İstanbul bu sahneleri hala çok net hatırlar, bahsi geçen Büyük Saray Sultanahmet Meydanı'nın güneyindedir. Bugün Meydan ile Marmara Denizi arasındaki bölgede dolaşırken, bir zamanlar Justinianus'un Büyük Sarayı'nın bulunduğu arazide yürümüş olursunuz. İsyanın çıktığı hipodrom ise, o günkü çığlıklara tanıklığını Sultanahmet Meydanı'nda sessizce korumaya devam etmektedir.

 

     Ve Fatih Sultan Mehmet de "mucize arayan gözlerini aç da gör sultanların halini" derken iyi biliyordu ki; iktidarının gücüne güvenip kibrinin kölesi olan tüm kayserlere, sultanlara, firavunlara tuğrasını değil; ihtarını göndermeliydi...

 

     Son sözü yine "Avni" mahlasıyla seslenen devletli padişaha bırakalım, hitabın muhatabını kendi dizeleriyle anlatsın: 

 

Bağda gülden bahseden yanağını kasdeder

Serviden söz açanlar endamını kasdeder

Dilbere vasıl olmak dar-ı dünyadan murad

Aşık aşkın derdi ile dermanını kasdeder

 

Bu fani dünya için değmez kuru kavgaya

Ecel ki bu dünyanın ziyanını kasdeder

 

Yıldızlardan yücedir gözyaşı eşiğinde

Bu bulutlar ahımın dumanını kasdeder

 

Ey Avni beyti bozma bahsi ağyar eyleyip

Şiir o ki sadece cananını kasdeder

 

FATİH SULTAN MEHMET 

FATİH SULTAN MEHMET HAN'DAN İMPARATOR JUSTINIANUS'A! Rana TOKA
00:00 / 06:14

SESLENDİREN: Rana TOKA

TEMMUZ 2026

VADİDEKİ ZAMBAK BUGÜN AÇSAYDI

 

    “Bir kadın sevdiği erkeği bir başka kadının mutlu ettiğini görmektense onu can çekişirken görmeyi tercih eder; meğer ki bu kadın göklere giden bir ruh değil, göklerden inen bir melek olsun. Honoré de Balzac

 

     1836 yılında yazılan bu cümle, modern kadının sınırında dalgalanan bir bayrak gibi durmalıdır. Neredeyse iki yüz yıl öncesinden bize gönderilen bu uyarı, bütün geçerliliğini bir manifesto gibi nasıl koruyor?  

 

     İçinde "Başka bir kadın" geçen her cümle, aşk için bir ölüm fermanıdır.  Günümüz ilişkilerine bir bakalım: Herkes herkesin yedeği; kimi cepte, kimi gözde, kimi sözde sevgili... İki taraftan birinin her zaman kaybettiği kumar olmuş ilişkiler. Aşk bazen ego duvarına karşı oynanan bir tenis maçına dönüşüyor. Sevgi gönderiyorsun, ego duvarına ya da eski korkulara çarpıp geri geliyor. Bütün kalbini açıyorsun, "İlişki düşünmüyorum ama görüşelim." mesajı geliyor; gül gönderiyorsun kurşun yağıyor.  

 

     Önce beklediğin ilgiyi alamamanın hayal kırıklığı, sonra karşı tarafın bütçesine göre kendinden indirim yapışın; ardından dilekler ve içe kapanışın.  Seven taraf için hüsran ve ızdırap, boşveren taraf için yeni ve daha ucuz alternatifler kapıda bekliyor. Sen olmazsan bir başkasıyla yola devam ediyor, aradığı şey yoldaş değil onun, güzel bir hizmetçi veya yakışıklı bir uşak, kullanışlı bir yardımcı diyelim. Ama sen bu yolu onunla bir adım daha atabilmek için bu sıfatlardan birine yaklaşmayı onuruna yedirebilecek misin? Buna değeceğine seni inandıran şey nedir?

 

     Gelelim Henriete'in Felix için kendinden verdiği tavize: Onu görmeye devam edebilmek için yaptığı hamle, genç Felix'i oğlu yerine koymaya çalışmak olmuştu. Ama bilinçaltı bu fake hamleyi kesinlikle hoş görmeyecekti ve mutlaka bir bedel ödetecekti. Henriette de aşkını şefkat ambalajına sararak kendinden indirim yapmıştı. Amacı toplumun yargılamasından kurtulmaktı, bu nedenle de tutkusunun  adına annelik demeyi seçmişti. Henriette'in annelik rolünü kullanarak erotik arzuyu maskelemesi Freud'u mezarından kaldırıp bir seminer daha verdirecek türdendir.

 

     Balzac, bu aldatmacanın sonuçlarını öyle bir gösterir ki "İçimde öldürme arzusu vardı, o kadının ölmesini diliyordum…"   cümlesini bir kontese kurdurtur. Çünkü kıskançlık, ölümün içeri girdiği en büyük yarığı açmıştır.

 

     Felix'in ne yaptığını kitabı benden dinleyerek öğrenebilirsiniz.

 

     Demek ki aşk ve arzuyu bastıramazsınız, sansürleyemezsiniz ve üzerini şeker kaplayamazsınız.Ya gözlerinizi bütün kırmızı bayraklara kapatıp, kalenize çektiğiniz onur bayrağını da yarıya indirerek bütün adımları siz atacaksınız, onun hesabını da ödeyip (kendiniz de dahil) her şeyi kaybedeceksiniz, ya da "Benim standartlarıma gelene kadar hiçbir adım atmayacağım" deyip kafanızı başka tarafa çevireceksiniz. Belki o zaman da onu en baştan kaybedeceksiniz. Her iki durumda da sevdiğiniz adamı başka bir kadın mutlu edecek. (Evet bu kısım biraz acıtıyor.)

 

     Ama asıl mesele bu değil.

 

     Asıl mesele, siz o adamı severken kendinizden geriye ne kaldığıdır. Belki de bazen yapılabilecek en onurlu şey, sevdiğiniz insanın başka bir kadına gitmesini kabullenmek ya da engellemek değil; o giderken peşinden sürüklenmemektir. Kimileri aşkı kaybetmemek uğruna kendini kaybeder.Ve ikinci kaybın acısı gerçekliğini bir lanet gibi korur, üstelik yüz yıldan daha uzun sürer.

VADİDEKİ ZAMBAK BUGÜN Rana TOKA
00:00 / 04:35

SESLENDİREN: Rana TOKA

AĞUSTOS 2026

MODERN CASANOVALAR

 

     Sevebileceğiniz birine öyle kolayca rastlayamazsınız.- Fyodor Dostoyevski, Budala

 

     Hayat yolculuğunda doğru kişiye rastlamak ve onun elinden tutarak ilerlemek ne büyük şanstır. Her sabah yeniden seni seçtiğini bilmek, iyi ve kötü günlerde yanında olduğunu görmek, belki yüzlerce seçeneği varken hayatına seni kral ya da kraliçe yapması ne büyük devlettir.

 

     Yaşamın her sahnesinde sizinle gurur duyması, yeteneklerinizi övmesi, kendinizi geliştirmeniz için destek olması sihirli bir dokunuş gibidir. Böyle biriyle olsanız kendinizi seçkin, özel ve değerli hissetmez misiniz?  Peki nasıl biri size böyle hissettirir? Güçlü (evet varlıklı), karizmatik,  kültürlü, boylu boslu, saçlı - sakallı, kaslı, ölümüne yakışıklı.

 

     Siparişiniz oluşturuluyor....... Buyrun size Casanova!

 

     18. yüzyılın sonlarında, Bohemya'daki Dux Şatosu'na çekilen İtalyan yazar Giacomo Casanova, hayat hikâyesini Fransızca olarak kaleme almaya başladı.  (Kültürlü) Kendisi yazar, diplomat ve gezgin bir maceracıdır. Döneminin bütün estetik standartlarına sahiptir. Çok iyi giyinir, çok etkileyici konuşur. (Karizmatik) Buraya kadar sahne ışıklarının pırıl pırıl aydınlattığı kahramanımızın, kabulü zor bir zaafı vardır. Kendisi, hedonizmin heykeli olsa meydanı tek başına dolduracak büyüklükte bir libidoya sahiptir. Kadın, erkek, genç yaşlı ayırt etmeksizin cinselliğini herkesle paylaşan bir karakterdir Çocuk yaştaki kızlarla deneyimlerini kendisi anlatır. (Bkz. Hayatımın Hikayesi Syf 57)  Dönemin ahlaki sınırlarını zorlayan marjinal deneyimlerini övünerek anlatır. Eğer bunları romanın kurgusu için abartıp dramatize etmediyse siciline bunu da ekleyerek devam edelim.

 

     Karanlık yönlerini usta bir poker oyuncusu gibi elindeki kartları göstermeden saklayan Casanova, kendisini tanıyan herkesin daha ilk günden aklını başından alır; ilişkilerini ise neredeyse bir savaş stratejisiyle yönetir. Bir fetih gerçekleştikten sonra, fethedilecek yeni topraklar keşfetmeye gider. Zevke ve keyfe düşkünlüğünün bir ölçüsü olsa şöyle tarif edilebilirdi:  Eğer Casanova birini yemeğe davet ediyorsa menüde karşısındaki kişi vardır.

 

     Freudyen bir okumayla Casanova'nın bitmek bilmeyen fetihlerini bir tür bağımlılık döngüsü olarak yorumlayabiliriz: Onaylanma, arzulanma ve sevilme ihtiyacı. (Sevmekten eser yok.) Jung ise "böyle personanın Allah cezasını versin" diyebilirdi.

 

     Bugün de Casanovaların kopyaları her yerdedir. Onları barda (sıklıkla), iş yerinizde, tatil beldelerinde, flört uygulamalarında bulabilirsiniz. (Flört uygulamasında onlar sizi bulur zaten)

 

     Casanova'yı erkeklere özel bir sıfat olarak almayıp her iki cinsiyet için de kullanırsak, bu kitabı okumuş olsanız da olmasanız da şu çıkarımları cebinizde taşıyın derim:

 

     1. Bir Casanova ile tanıştığınız zaman , "neden hep bu tür insanları çekiyorum?" diye kendinizi suçlamayın. Sebebi, onların herkese rastgele olta atmasıdır. Size de isabet etmesi sizin suçunuz değildir.

 

     2. Casanova'nın sizi değersiz hissettirmesine izin vermeyin. O zaten  kendinden başka kimseye değer vermez. Sizin değerinizi onun nankörlüğü belirlemez; ama onu hayatınızdan ne zaman çıkarttığınız alacağınız hasarın boyutunu belirler. Kırmızı bayrakları görür görmez orayı terk edin. Çünkü onlar yaklaşan duygusal felaketin ayak sesleridir.

 

     3. İlişki kriterlerinizi sadece görünen çizgiler üzerinden belirlemeyin. Tanıyın, araştırın, soru sorun, gözlemleyin.. Güveni en baştan hediye etmeyin, bırakın o kazansın. Geçmişinden anlattığı hikayelerde sizi rahatsız eden bir şeylerin kokusunu alırsanız, sakın  görmezden gelmeyin. (Sağlık raporu ve adli sicil kaydı da isterseniz günümüzde sizi biraz daha güvenli bir alana taşıyacaktır. )

 

     4. Eğer ilginiz çok yoğunsa onun da sizinle aynı derinlikte ilgilendiğini farz etmeyin. Zannetmek ziyan eder, ziyan olanların sözüdür bu. Başınıza gelmeden sizi hayatında nereye koyduğunu gösterecek işaretler toplayın. (Mesela telefonuna nasıl kaydetmiş, bir sorun bakalım.)

 

     Casanovaların en önemli ortak noktası şudur: İnsanları baştan çıkarmadan önce, kendileri hakkında büyüleyici bir hikâye anlatmayı öğrenmiş olmaları.

 

     Zihninizdeki  hayaller, attığınız adımları çiçekli uçurumlara götürmesin. Çünkü sevebileceğiniz birine öyle kolayca rastlayamazsınız. 

MODERN CASANOVALARRana TOKA
00:00 / 05:40

SESLENDİREN: Rana TOKA

         BooKmaj, 4Life Multidisipliner Sanat Platformu adına yayımlanan Multidisipliner Sanat Dergisi'dir. 2026 yılında E. Burcu BİLGİLİ ve Koray SIPÇIKOĞLU tarafından oluşturulan bu platform Sanat, Felsefe ve Bilim üzerine hem akademisyen hem amatör emekçilerin eser ve çalışmalarını içermekte ve toplumsal bilgi paylaşımı amaçlı faaliyet göstermektedir. Sanat, Felsefe ve Bilim değerlerinin birbirini besleyen örüntülerini sunmak başta olmak üzere hem klasik metod ve ekolleri hem de yenilikçi çalışmaları içermektedir. Tüm paylaşımların hukuki hak ve sorumlulukları yazar ve üreticilerine aittir. İzinleri dahilinde paylaşılmaktadır. 

BooKmaj Yayın Kurulu

YAYINCI ve İMTİYAZ HAKLARI SAHİBİ: 4Life PRODUCTIONS

GENEL YAYIN YÖNETMENİ: E. Burcu BİLGİLİ

SANAT YÖNETMENİ: Koray SIPÇIKOĞLU

YAYIN KURULU VE DANIŞMANLAR: Dr. Mehmet Reşat BULUT, Fazilet AKARÇAY, Betül BAŞAR,

Duygu ÇATALTAŞ SIPÇIKOĞLU, Hakan BİLGİLİ. Mehtap BAŞ. Miray ANKÂOĞLU

SPONSORLUK ve REKLAM KOORDİNATÖRÜ: Melisa Zeynep AVCI

FOTOĞRAF VE GÖRSEL KOORDİNATÖRÜ: Sufi Kerem ÇALIŞIR

MEDYA KOORDİNATÖRÜ: Yaren SAFA

HUKUK SORUMLUSU: Av. Resul ULUDAĞ

Bilgi almak ve iletişim için: iletisim@bookmaj.com

Yeni çalışmalarınızı göndermek için: platform@bookmaj.com

logo.jpg

© 2026 by 4Life Productions 

bottom of page