
Rana TOKA
TEMMUZ 2026
VADİDEKİ ZAMBAK BUGÜN AÇSAYDI
“Bir kadın sevdiği erkeği bir başka kadının mutlu ettiğini görmektense onu can çekişirken görmeyi tercih eder; meğer ki bu kadın göklere giden bir ruh değil, göklerden inen bir melek olsun. Honoré de Balzac
1836 yılında yazılan bu cümle, modern kadının sınırında dalgalanan bir bayrak gibi durmalıdır. Neredeyse iki yüz yıl öncesinden bize gönderilen bu uyarı, bütün geçerliliğini bir manifesto gibi nasıl koruyor?
İçinde "Başka bir kadın" geçen her cümle, aşk için bir ölüm fermanıdır. Günümüz ilişkilerine bir bakalım: Herkes herkesin yedeği; kimi cepte, kimi gözde, kimi sözde sevgili... İki taraftan birinin her zaman kaybettiği kumar olmuş ilişkiler. Aşk bazen ego duvarına karşı oynanan bir tenis maçına dönüşüyor. Sevgi gönderiyorsun, ego duvarına ya da eski korkulara çarpıp geri geliyor. Bütün kalbini açıyorsun, "İlişki düşünmüyorum ama görüşelim." mesajı geliyor; gül gönderiyorsun kurşun yağıyor.
Önce beklediğin ilgiyi alamamanın hayal kırıklığı, sonra karşı tarafın bütçesine göre kendinden indirim yapışın; ardından dilekler ve içe kapanışın. Seven taraf için hüsran ve ızdırap, boşveren taraf için yeni ve daha ucuz alternatifler kapıda bekliyor. Sen olmazsan bir başkasıyla yola devam ediyor, aradığı şey yoldaş değil onun, güzel bir hizmetçi veya yakışıklı bir uşak, kullanışlı bir yardımcı diyelim. Ama sen bu yolu onunla bir adım daha atabilmek için bu sıfatlardan birine yaklaşmayı onuruna yedirebilecek misin? Buna değeceğine seni inandıran şey nedir?
Gelelim Henriete'in Felix için kendinden verdiği tavize: Onu görmeye devam edebilmek için yaptığı hamle, genç Felix'i oğlu yerine koymaya çalışmak olmuştu. Ama bilinçaltı bu fake hamleyi kesinlikle hoş görmeyecekti ve mutlaka bir bedel ödetecekti. Henriette de aşkını şefkat ambalajına sararak kendinden indirim yapmıştı. Amacı toplumun yargılamasından kurtulmaktı, bu nedenle de tutkusunun adına annelik demeyi seçmişti. Henriette'in annelik rolünü kullanarak erotik arzuyu maskelemesi Freud'u mezarından kaldırıp bir seminer daha verdirecek türdendir.
Balzac, bu aldatmacanın sonuçlarını öyle bir gösterir ki "İçimde öldürme arzusu vardı, o kadının ölmesini diliyordum…" cümlesini bir kontese kurdurtur. Çünkü kıskançlık, ölümün içeri girdiği en büyük yarığı açmıştır.
Felix'in ne yaptığını kitabı benden dinleyerek öğrenebilirsiniz.
Demek ki aşk ve arzuyu bastıramazsınız, sansürleyemezsiniz ve üzerini şeker kaplayamazsınız.Ya gözlerinizi bütün kırmızı bayraklara kapatıp, kalenize çektiğiniz onur bayrağını da yarıya indirerek bütün adımları siz atacaksınız, onun hesabını da ödeyip (kendiniz de dahil) her şeyi kaybedeceksiniz, ya da "Benim standartlarıma gelene kadar hiçbir adım atmayacağım" deyip kafanızı başka tarafa çevireceksiniz. Belki o zaman da onu en baştan kaybedeceksiniz. Her iki durumda da sevdiğiniz adamı başka bir kadın mutlu edecek. (Evet bu kısım biraz acıtıyor.)
Ama asıl mesele bu değil.
Asıl mesele, siz o adamı severken kendinizden geriye ne kaldığıdır. Belki de bazen yapılabilecek en onurlu şey, sevdiğiniz insanın başka bir kadına gitmesini kabullenmek ya da engellemek değil; o giderken peşinden sürüklenmemektir. Kimileri aşkı kaybetmemek uğruna kendini kaybeder.Ve ikinci kaybın acısı gerçekliğini bir lanet gibi korur, üstelik yüz yıldan daha uzun sürer.
