
Mehtap BAŞ
TEMMUZ 2026
Çatlaklarımdan Sızan Düşünceler
Gece, odamın içine ağır ağır dolarken duvarlardaki çatlaklar belirginleşirdi. Gündüzleri kimse onları fark etmezdi; boya her şeyi saklardı. Ama karanlık saklanmayı sevmezdi. Karanlık, gerçeği açığa çıkarırdı.
Ben de gündüzleri saklanırdım. Gülüşümle, sessizliğimle, “iyiyim” demelerimle. Ama gece olunca içimdeki düşünceler çatlaklardan sızar, beni uyutmayan fısıltılara dönüşürdü.
Aynanın karşısına geçtiğimde yüzüm bana yabancı gelirdi. Dudaklarımın kenarındaki gülümseme bir maske gibiydi; gözlerimde ise sürekli konuşan, durmadan sorgulayan bir kız duruyordu.
“Gerçekten böyle misin?” diye sordum aynaya.
Cevap vermedi. Ama duvardaki çatlak, sanki bana doğru uzandı.
⸻
I.
O gece, kitaplığın arkasına sıkışmış eski defterimi buldum. Sayfaları sararmıştı; köşeleri kıvrılmış, kokusu çocukluğumdan kalmıştı. Onu ortaokuldayken yazmıştım. Kimsenin okumayacağını düşündüğüm için en gizli düşüncelerimi içine dökmüştüm.
İlk sayfayı açtım.
“Bazen yok olmak istiyorum. Ama ölmek değil. Sadece kimse beni tanımasın istiyorum.”
Cümleyi okurken boğazım düğümlendi. Bunu ben yazmıştım. Demek ki bir zamanlar bu kadar görünmez hissetmiştim. Belki de hâlâ öyle hissediyordum, sadece kelimelerini unutmuştum.
Sayfaları çevirdikçe geçmişteki benle karşılaştım.
Bir gün sınıfta adımın hiç söylenmemesinden yakınmışım.
Bir gün annemin “çok hassassın” dediğini yazmışım.
Bir gün de sahneye çıkıp herkesin bana bakacağı bir anın hayalini kurmuşum.
Defteri kapattım.
Hayallerim bile çatlaklardan doğmuştu.
⸻
II.
Ertesi gün okulda edebiyat öğretmenimiz bir ödev verdi:
“Kendinizle yüzleştiğiniz bir hikâye yazacaksınız.”
Sınıfta gülüşmeler oldu. Kimse ciddiye almadı. Ama benim içimde bir şey yerinden oynadı. Sanki o defter yeniden beni çağırıyordu.
Defterime büyük harflerle bir başlık yazdım:
Çatlaklarımdan Sızan Düşünceler
Başlık o kadar tanıdıktı ki, sanki ben seçmemiştim de o beni seçmişti.
⸻
III.
Akşam yazmaya başladım. Önce sıradan cümleler kurdum. Sonra kelimeler kontrolümü kaybetti.
Küçükken odamda tek başıma geçirdiğim uzun akşamları yazdım.
Salondan gelen tartışma seslerini, duvarın arkasından dinlediğim suskunlukları yazdım.
Arkadaş grubunda var olup yokmuş gibi hissettiğim anları yazdım.
Birini sevip bunu kimseye söyleyemediğim, içimde büyüyen korkuyu yazdım.
Yazdıkça içimdeki düşünceler dışarı aktı.
Ve garip bir şekilde hafifledim.
Sanki zihnimde dolaşan ağırlık, kelimelere dönüşünce bana ait olmaktan çıkıyordu.
⸻
IV.
Ödevi teslim ettiğim gün öğretmen metnimi sınıfta okumak istedi.
Kalbim hızlandı. İçimi herkes duyacaktı.
Okudukça sınıf sessizleşti.
Kimse gülmedi.
Kimse fısıldamadı.
Bazıları bana baktı. Bazıları yere.
O an fark ettim:
Benim çatlak sandığım düşünceler, başkalarının da içindeydi.
Sadece herkes onları saklıyordu.
⸻
V.
Okul çıkışı yağmur başladı. Otobüs durağındaki camda kendi yansımamı gördüm. Cam çatlamıştı ve yüzüm ikiye bölünmüş gibi görünüyordu.
Bir an korktum.
Ya gerçekten iki parçaysam?
Ya içimdeki kızla dışarıdaki kız asla birleşmezse?
Ama sonra anladım:
Cam çatlak olmasa, yansımam bu kadar gerçek görünmezdi.
Çatlak, görüntüyü bozmak yerine onu çoğaltıyordu.
Belki ben de öyleydim.
⸻
VI.
O gece defterimi tekrar açtım. Yeni bir sayfaya yazdım:
“Çatlaklarım benim zayıflığım değil. Onlar düşüncelerimin sızdığı kapılar.”
Duvara baktım.
Artık çatlaklardan korkmuyordum.
Çünkü içimden sızan düşünceler beni parçalamıyordu; beni bana anlatıyordu.
Tamamen sağlam olmak mümkün değildi.
Belki de insan olmak, kırılmayı reddetmemekti.
Lambayı kapattım.
Karanlıkta duvarın çatlakları kayboldu.
Ama içimdeki sesler ilk kez saklanmadı.
Sessizce, ama dürüstçe, içimde akmaya devam ettiler.
