
Yasemin BAŞ
TEMMUZ 2026
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde…
Modern insan, trajik bir yanılsamanın pençesinde kıvranıyor. Herkes kendi ümitsiz tapınağında ne kadar kusursuz olduğunu haykırıyor. Oysa yüzyıllar öncesinden gelen o ses, bugünün illüzyonunu tek bir cümleyle yıkıyor; Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde…
İnsanlık tarihi, kelimelerin büyüleyici gücüyle inşa edilmiş devasa bir kütüphane gibidir. Hepimiz hayat sahnesine çıktığımız andan itibaren kendimizi anlatmak, anlaşılmak ve dünyada bir iz bırakmak için kelimelere sığınırız. Konuşuruz, vaatlerde bulunuruz, büyük iddiaların arkasına saklanırız. İçinde yaşadığımız bu modern çağ ise kelimeleri kifayetsiz yapmaya çalışarak gürültüyü çoğaltıyor. Bugün herkesin söyleyecek bir sözü, herkesin en iyisi olduğuna dair büyük bir iddiası var. Dijital ekranlardan, sokaklardan ve meydanlardan üzerimize durmaksızın bir cümle akışı yağıyor. Ancak bu devasa gürültünün ortasında unuttuğumuz çok temel bir hakikat var: Zaman, en adil ve en acımasız hakemdir.
Zamanın o amansız değirmeni, içi boş olan ne varsa un ufak eder. Göz kamaştırıcı ışıklar altında söylenen o şatafatlı sözler, rüzgârın önündeki yapraklar gibi savrulup gider. Bir dönemin en büyük fırtınalarını koparan iddialar, eskiyip tarihin tozlu raflarında kaybolur. Günün sonunda, o büyük gürültü dindiğinde ve geriye sadece derin bir sessizlik kaldığında, insanlığın elinde parıldayan tek bir şey kalır. Hakkıyla yapılmış bir iş; içinde sabır, dürüstlük ve en önemlisi insani bir ruh barındıran iştir. Bir ustanın yıllarını vererek sabırla şekillendirdiği bir taş mermerde, bir yazarın uykusuz geceler boyu kelime kelime dokuduğu bir romanda, bir bilim insanının ömrünü adadığı bir formülde bu asalet gizlidir. O, kendi sessizliği içinde öyle güçlü bir ışık yayar ki, yüzyıllar geçse de o ışık sönmez. Mimar Sinan’ın taşlarında, Itri’nin bestelerinde ya da bir Anadolu kiliminin ilmiklerinde gördüğümüz şey tam olarak budur. Onlar konuşmazlar, ama yüzyıllardır bize hakikati anlatırlar.
Evet sevgili okur, bu yüzdendir ki hayatı anlamlı kılan şey, ne kadar büyük konuştuğumuz veya kendimizi dünyaya nasıl pazarladığımız değildir. Hayatın gerçek ölçüsü, elimizden çıkan işe, kurduğumuz bağlara ve geride bıraktığımız eserlere ne kadar ruh ve emek katabildiğimizdir. Zamana yenilmeyen, rüzgârla savrulmayan tek miras, hakkı verilerek, alın teriyle ve dürüstçe ortaya konmuş o sessiz eserlerdir. Gürültü çağı neyi dayatırsa dayatsın, etrafınızdaki bu çiğ şöhrete aldanmayın. Çünkü söz uçar, iddia eskir; geriye yalnızca hakkıyla yapılmış bir işin asaleti kalır.
Attığımız her imza, teslim ettiğimiz her proje, temizlediğimiz her sokak, başını okşadığımız her canlı, yazdığımız her kelime bizim sessiz şahidimizdir. Kelimelerin gücü ile asıl hükmü icraat verir.
Yeni heyecanımız; BooKmaj okurları için yazmaktan mutlu duyacağım.
Hoş geldiniz, safalar getirdiniz…
