top of page

YAZILARI ve ŞİİRLERİ

Sıla ARICI TURHANGİL

sıla.png

DADAİZM ÜZERİNE

 

     Dadaizm 1. Dünya Savaşı yıllarında savaşın getirdiği buhranın da katkılarıyla ortaya çıkan ve yıllar içerisinde önce Avrupa daha sonra Amerika’da yaygınlaşan bir sanat akımı. Bir çeşit manifesto da denilebilir Dadaizm’e. Çıkış yılı 1916’ya sosyolojik anlamda baktığımızda Çanakkale savaşı, Fransa ve Almanya arasındaki çekişmeler, İngiltere’de halk ayaklanmaları gibi çalkantılı olayların yaşandığı bir dönem görüyoruz. Teknolojide yaşanan gelişmelerin topluma sirayet ettiği, elektriğin daha verimli kullanıldığı, radyonun, ilk fotoğraf makinelerinin halka ulaştığı bu önemli yıllar büyük çığır açacak gelişmelerin büyük kısıtlarla birlikte görüldüğü ilginç yıllar olarak değerlendirilebilir. Dadaizm’in sanatçılar tarafından bir başkaldırı ya da bir manifesto olarak yaratıldığı gerçeği, yaşanan dönemin iyi okunması sonucunda anlaşılacaktır. 

​

     Sanayi devrimi, elektrik, radyo, fotoğraf makinesinin bulunması gibi teknolojik gelişmeler, şehir hayatını çalışma saatlerinin belirlediği standart bir düzen, halkın seri üretimle tanıştığı yıllar, pazarlamanın doğduğu bir ortam… İnsanoğlunun tüketim olgusunu keşfetmesi tüm düzenin değişmesine neden oluyordu. Artık arzu edilen ve elde edilen arasındaki uçurumu dolduran filmler hayatın bir parçası haline gelecekti. Global yaşama adım atılan bu dönemde en büyük zararı da savaş çığırtkanları verdi. 

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

 

     Evinde buzdolabı olan şanslı kitle dışında artık çoğu evde radyo dinlenebiliyor, yazılı basının telgraf yoluyla çok uzaklardan gelen haberlere erişim sağladığı bu çağın en büyük eğlencesi önce sessiz sonra sesli sinema ve yine evlere girmeyi başaran gramofonlar oldu. Müzik yayını yapan radyolar, sanatçıların özelinde üretilen taş plaklar zamanın popülerlik anlayışını ve kültürle birlikte sanata bakış açısını da doğrudan değiştiriyordu.

​

     Orta çağdan itibaren benimsenmiş klasik resim sanatının, şipşak bir fotoğraf karesiyle elde edilebiliyor olması tarihe not düşmek isteyen yüksek sınıfın da dahil birçok kesimin sanata bakış açısını değiştirecekti. Teknoloji her devirde olduğu gibi bu dönemde de en çok ve tüm itirazlara rağmen en derininden sanatın evirilmesine neden olacaktı. Tablolara sığabilen için empresyonizme dönüşen sanat, bazıları için yere göğe sığamadıkları bir tasvir enerjisiyle kavramsal sanata dönüşecekti. 

​

     İşte tüm bu devinimlerin yaşandığı dönemde Avrupa’da sanat, edebiyat ve müzik alanlarında yenilikçi hareketler doğdu. Hugo Ball’un İsviçre’de bir kafede sanatçı arkadaşlarıyla ortaya koydukları fikirler o gün Dadaizm manifestosu olarak yazıldı ve bildiri aynı gün Zürich’te Waag Hall’de okundu. 

 

 

 

Dada Manifestosu

Hugo Hall

 

     Dada yeni bir sanat akımı. Şu an Zürih'te kimse Dada hakkında konuşmuyor ama yakın bir gelecekte herkes bundan söz edecek. Dada'nın kökeni sözlüktür. Bu, son derece kolay. Fransızca "tahta at", Almanca "güle güle" "sırtımdan in" veya "bir dahakine kadar görüşürüz", Rumence "Evet, evet, evet. Kesinlikle haklısın" anlamlarına gelen uluslararası bir sözcüktür. Yalnızca bir sözcük ve bu sözcük bir hareketin adı olacak.

​

Anlaması bedava. Oldukça basit. Bu, bir sanat akımı haline geldiğimizde, zorlukları ortadan kaldırma isteğimizdir. Dada psikolojisi, Dada Alman hazımsızlığı ve sisli krampları, Dada edebiyatı, Dada kentsoyluluğu ve sizler, sözcüklerle şiir yazıp sözcüğün kendini yazmayan, hep asıl meselenin etrafında dolanan siz saygıdeğer şairler. Dada sonu olmayan dünya savaşı, Dada başı olmayan bir devrim, Dada, siz arkadaşlar, istemez yan cebime koy şairleri, saygın üreticiler ve müjdeciler. Dada Tzara, Dada Huelsenbeck, Dada m'dada, dada m'dada dada mhm, dada dera dada, dada Hue, dada Tza.

​

     Mutluluk nasıl elde edilir? Dada diyerek. Nasıl ünlü olunur? Dada diyerek. Asil bir jest ve zarif bir tavırla. Delirene kadar. Bayılana kadar. Gazetecilik, yılanbalığı, güzel ve temiz, dar kafalı, ahlaki açıdan çürümüş, Avrupai ve sinirli olan her şeye nasıl son verilir ? Dada diyerek. Dada, dünyanın ruhudur, Dada büyük şeydir. Dada, dünyadaki en iyi zambak sütü sabunudur. Dada Rubiner Beyefendi, Dada Korrodi Beyefendi. Dada Anastasius Lilienstein Beyefendi. Bunu Almaca söylersek: İsviçre'nin misafirperverliği takdire şayandır. Ve kalite estetik için anahtar sözcüktür. Geleneksel dilden kurtulmaktan başka bir amacı olmayan şiirler okudum. Dada Johann Fuchsgang Goethe. Dada Stendhal. Dada Dalai Lama, Buddha, Bible, and Nietzsche. Dada m'dada. Dada mhm dada da. Bağlantılar önemlidir ve bir şekilde kesintiye uğramıştır.

​

     Başkası tarafından uydurulmuş sözler istemedim. Tüm sözler başka insanlar tarafından uydurulmuştur. Ben kendi şaçmalığımı, ritmimi, onunla birlikte ve ona karşılık gelen ünlülerin yanı sıra ünsüzlerimi istiyorum. Bir titreşim yedi yarda uzunluğundaysa, yedi yardalık bir sözcük istiyorum. Schulz Beyefendi'ninkiler ise sadece iki buçuk santimetre uzunluğunluğunda. Böylece, eklemlenmiş bir dilin nasıl hayat bulduğunu görürsünüz. Ünlülerin ünsüzler gibi dolanmasına izin verdim, kedi miyavlaması gibi... Sözcükler beliriyor, sözcüklerin omuzları, bacakları, kolları ve elleri. Ah, oh, uh. Fazla sözcüğün içeri girmesine izin vermemeli. Bir dize tüm pislikleri geri almak için bir fırsattır. Tüccarların kullandığı madeni paralar gibi, o kutsal dili, dilin kendisini kirletmek istedim. Sözcüklerin nerede başladığını ve bittiğini bilmek istedim. Dada, sözcüklerin kalbidir. Her bir şeyin sözcüğü vardır ama her bir sözcük de kendi başına bir şey haline gelmiştir. Neden onları bulmayayım ki? Neden ağaca ağaç yerine Plupluş ve yağmur yağdığında Pluplubaş demedik? Sözcük, sözcük, sözcük alanınızın, kirli havanızın, gülünç çaresizliğinizin, hayret verici kişisel tatminizin ve yetersizliğinizin dışında kalıyor.

​

Sözcük, efendiler, ilk derece öneme haiz bir kamu sorunudur.

​

​

​

​

​

​

​

​

​

   

 

 

 

 

​

Tristan Tzara, Georges Janco, Marcel Janco, Jules Janco, their friend Poldi Chapier ve Ion Vinea, Bükreş, 1913. Instituție: Josine Ianco-Starrels Koleksiyonu.

 

     Empresyonizmin doğuşu gibi, fotoğrafçılığın sanat olarak algılanmaya başlaması gibi, bu dönemde farklı arayışlar içerisindeki sanatçılar her şeyin sınırları olduğu fikrinden saparak sınırsız sanata adım attı. Tanımı olmayan, sınırlara ve ideolojilere bağlı kalmayan, özgür düşünceden yaratılma, belki saçma belki de çok anlamlı duyguların anlatıldığı faklı bir sanat akımı olarak karşımıza çıktı Dadaizm.

​

     Dadaizm’in temelinde 3 sebep yatıyordu. Bunlardan ilki savaş karşıtlığıydı. Dadaistler, savaşın insanlığa ve sanata olan zararlarını protesto etmek için hareket ediyorlardı. İkincisi Geleneksel kuralları olan sanata karşı oluşlarıydı. Geleneksel sanat normlarına ve değerlere karşı bir direniş hareketi olarak ortaya çıkıyordu. Üçüncüsü kendisinden önce yaratılan bazı akımların ayak izlerini takip ediyor olmasıydı. Avangard yani yenilikçi akımlar olarak da değerlendirilen Kübizm, Fütürizm, Ekspresyonism gibi akımlardan feyz alacaktı.

​

     Dadaizm, Zürich'ten başlayarak Berlin, New York, Paris ve diğer şehirlerde yayıldı. Dadaistler, performans sanatı, şiir okumaları, kolaj, fotomontaj ve absürt sanat gibi yenilikçi teknikleri kullanarak geleneksel sanat anlayışlarını sarstılar. Dadaizm, 1920'lerin başında Sürrealizm ile birleşerek “tanım olarak” sona erdi, ancak bu kısa süreçte ortaya çıkan fikirler, modern ve çağdaş sanatta önemli bir yer tuttu. Sanat anlayışının geleceği için de bambaşka bir pencere açtı, sanatın zincirlerinin kırılmasına vesile oldu. Dadaizm’in bu hareketi, sanatın anlamının ve rolünün bugün hala sorgulanmasına neden olmakta.  

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

 

İlk Dada sergisinin büyük açılışı: Uluslararası Dada Fuarı, Berlin, 5 Haziran 1920. Tavandan sarkan merkezi figür, domuz kafalı bir Alman subayının heykelidir. Soldan sağa: Raoul Hausmann, Hannah Höch (oturan), Otto Burchard, Johannes Baader, Wieland Herzfelde, Margarete Herzfelde, Dr. Oz (Otto Schmalhausen), George Grosz ve John Heartfield.

​

​

     Tristan Tzara ve Hugo Ball’un açtığı bu yolda ilerleyen dönemin en ses getiren sanatçıları Kurt Schwitters, Hans Arp, Marcell Duchamp ve Man Ray gibi isimler olacaktı. Bu önemli isimlerden ilk bahsedeceğimiz Man Ray Dadaizm’in öncülerinden sayılabilir. Dada akımında geleneksel sanat yapma biçimleri reddedildiği, bunun yerine genellikle şans ve kendiliğindenlik içeren deneylere yönlendiği için, Dadaizm akımıyla birlikte var olan bütün sanatsal düzenleri reddeden akımın sanatçıları fotoğraf sanatında da yenilikler aradılar. Bunlardan en başarılı olanlardan bir tanesi de Man Ray’di. Amerikalı sanatçı Man Ray moda ve portre fotoğrafçılığı yanı sıra ressamlık yaparak sanatsal hayatını devam ettirmişti. Performans sanatı, heykel, sinema gibi birçok alanda denemeleri olan sanatçı birçok eserinde mankenler, yassı ütüler, iğne, iplik, kumaş parçaları gibi temalar kullandı. Man Ray özellikle rayograf adı verdiği sürrealist fotoğraf tekniğiyle anılacaktı. Paris’e taşındığı 1920’li yıllarda yeni bir teknik üzerine çalışmaya başladı. Fotoğraf kâğıdı üzerinde ışıkla yaptığı deneylerle görüntü elde etmeyi başardı. Deneysel çalışmalarıyla bulduğu bu fotoğraf tekniğinin adına “Rayogram” diyecekti. Aslında bu teknik geçmişte başka isimler tarafından da kullanılmış ancak bilinirliği Man Ray ile mümkün olmuştu. Dolayısıyla tarihte Man Ray’in koyduğu isimle yani Rayografi olarak anılacaktı. Kamerasız bir fotoğraf tekniği olan rayografi tekniğinde ışığa duyarlı kâğıdın yüzeyine konulan objeler üzerlerine ışık verilerek fotoğraflanıyordu.

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​​​​

 

Marcel Duchamp: Fountain (Çeşme), ready-made (hazır-yapım) 1917.

​

​

     Dadaizmin en bilindik isimlerinden bir tanesi de Duchamp oldu. Duchamp, sanatın ne olduğuna dair algıları sorgulayan ve geleneksel sanat anlayışlarına karşı direniş gösteren bir sanatçıydı. Fransız sanatçı Cubism, Dada ve Kavramsal Sanat akımlarında ressam, yazar, heykeltıraş olarak çok konuşulan eserler verdi. Yakın dostu Man Ray ile birçok deneysel sanat filmi yaptı. Ancak Duchamp’ın bugün bile tartışılan ve en çok konuşulan eseri 1917 yılında sergilediği “Fountain” (Çeşme) eseri oldu. Dadaizm’in ana fikri olan fiziksel nesne yerine fikir veya kavram olgusunu en iyi anlatan eserlerden bir tanesi olarak tarihe geçti. Eser Dadaizm akımının fikri bir göstergesi olmasının yanında Kavramsal sanatın da öncü eserlerinden bir tanesi olarak tarihe geçti. Duchamp, "Çeşme" ile birlikte "ready-made" (hazır-yapım) kavramını tanıtmıştı. Bu kavram, sıradan nesnelerin sanat eseri olarak sunulabileceğini ve sanatçının seçimiyle nesnenin sanat eseri haline gelebileceğini öne sürüyordu.

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

 

Marcell Duchamp.

 

     Eser, sıradan bir porselen pisuarın yan yatırılarak altına "R. Mutt" imzası eklenmesiyle oluşturulmuştu. Duchamp, bu eseri New York'taki bağımsız sanatçılar sergisine başvuru amacıyla göndermişti. Bu sergi, katılımcıların sanat eserlerini jüri değerlendirmesi olmadan sergileyebileceği bir etkinlikti. Ancak eser sergi tarafından reddedildi. Bu durum, Duchamp'ın sanatın ne olduğunu ve sanat eserinin nasıl tanımlanması gerektiğini sorgulayan bir tartışmayı başlatmasına neden oldu. 

​

     Duchamp, sanatın estetikten ziyade kavramsal ve entelektüel bir değer taşıması gerektiğini savunmuştu. "Çeşme" eseri, sanatın fiziksel formundan ziyade arkasındaki fikir ve anlamın önemli olduğunu vurguluyordu. Aslında bu bir meydan okumaydı. Geleneksel sanata, sanatın zanaat ile karıştırılmasına, her el becerisinin sanatsal bir anlam taşıması fikrine ve en çok da toplumun sanat algısına karşı bir manifesto gibiydi. 

​

     Yıllar içerisinde Duchamp’ın yarattığı akım iyi ve kötü örnekleri, anlamın anlamsızlıkla karmaşık bir ilişki yaşayacağı birçok sanatçının eserine bürünecek, kavram ve sanat artık bitmeyen ve asla çözülemeyen bir tartışmanın içerisinde devinip duracaktı. 

​

     Duchamp’tan sonra Kavramsal sanatı farklılıklarıyla değerlendiren önemli sanatçılar ortaya çıktı. Joseph Kosuth, Yoko Ono, Damien Hirst ve daha birçoğu. Duchamp’tan sonra sıradan nesnelerin sanat eseri olarak algılanması konusunda en çok ses getiren çalışmaları ortaya koyan isim ise “Campbell’s Soup Cans”, “Marilyn Diptych”, “Brillo Boxes” gibi eserleriyle Andy Warholl olacaktı. Kavramsal çalışmalarından bir tanesinde de kameranın karşısında McDonald’s hamburgeri yemişti. Tüm çalışmaları Pop Art akımına dahil olarak değerlendirilse de tüm eserlerinde pazarlama, reklam gibi alanları hedef alan ve toplumların tüketime ne kadar özendirildiği ile ilgili bir başkaldırı vardı. 

​

     Günümüze gelince Duchamp’ın yarattığı ready-made akımına verilebilecek en güzel örnek Maurizio Cattelan isimli İtalyan sanatçının 2019 yılında Art Basel Miami Beach sanat fuarında sergilediği "Comedian" adlı duvara bantlanan muz eseridir. Bu kadar da olur mu kardeşim dedirten eser, Duchamp’ın pisuarını, Kavramsal sanatı ve Dadaizm’i bir kez daha tartışmalarla ortaya koymuştur. 

​

     Bu noktada kafalar biraz karışıyor. Cattelan herhangi bir sanat eğitimi almamış. Sanatın absürd düşünce biçiminden faydalanarak genellikle bir şey anlatmak için değil de ses getirmek için eser üretiyor. DuChampın etkisinde kalarak 2016 yılında sergilediği “America” eseri altın bir tuvalet olarak karşımıza çıkıyor. Bu eser için esinlenme tanımı yerine taklit etme tanımlaması sanki daha çok yakışıyor. İşte tam da bu noktada sanat adına üzücü bir kavram karmaşası yaşanıyor. Sonrasındaysa gerçekten sanat olanı olmayandan ayırmak gittikçe güçleşiyor. 

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

 

​

     Bu tartışmaları günümüzde en çok alevlendiren bir başka şey ise kafa karışıklığını gittikçe arttıran dijital sanat. Refik Anadol yarattığı yazılımlara, ya da şöyle diyelim -yapay zeka aracılığıyla girdiği bilgilerin algoritmik görsellerine- Enstalasyon tanımlaması yapıyor. Geçmişte büyülttüğümüzde piksellere bölünen küçük ekran görüntüleri bugün dev boyutlarda ekranların birleştirilmesiyle oluşan son derece görkemli karelere dönüşüyor. Öyle ki elinizi uzatsanız tutacağınız yakınlığa ulaşıyor, sizi içine alıyor, uzaklar yakın oluyor. Dijital sanatın kavramsal sanat, soyut sanat gibi birçok alanda eser verdiğini görüyoruz. Ve artık geçmişte sorguladığımız el becerisinin dijitalin kolaylıklarıyla hiçbir anlamının kalmadığı bir dönemdeyiz. Dolayısıyla sanat adına bakmamız gereken en önemli şeyin yaratıcılık, fikir ve işin altında yatan felsefe olduğunu daha iyi anlamlandırabiliriz. Yani artık sanatın ne olduğu değil neyi yansıttığı önem arz ediyor. Ve bu algıyla hemen pisuara geri dönüyoruz.   

​

     Bir yandan adam pisuarı koydu sanat olduysa, bir muz neden sanat objesi olmasın diye tartışırken diğer taraftan yapay zeka sanat yapabilir mi (ki yapıyor) ve yapay zekanın yaptığı sanat olur mu tartışmaları aldı yürüyor. 

​

     Bir Picasso resmine baktığımızda bunu ben de yaparım öngörüsünün ne kadar yanlış olduğu Picasso’nun o resmi yapana kadar geçtiği yolları, takip ettiği akımları, düşünce biçimi, hayat felsefesi, yaşamı ve bir sanat adına harcadığı emeği iyi okumak gerekiyor. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

​

​

“Picasso at work” Through the lens of David Douglas Duncan, 1956 to 1961

 

 

     Sözgelimi Duchamp, sanatçı bir ailede doğdu, üç kardeşi de sanatçı, kendisi de Paris Académie Julian'da sanat eğitimi aldı. Heykel ve resim sanatı üzerine kendini geliştirdikten sonra sanatını fikirleriyle başka türlü yansıtmanın yollarını aradı. O dönem yaptığı eserler düşünüldüğünde son derece cüretkar ve cesurca olduğu söylenebilir.

​

     Geçmişte soyut sanatı küçümsüyorduk bugün yapay zekâ aklıyla yapılanları küçümsüyoruz. Akımları küçümsüyoruz, yapılan eserleri anlamlandıramıyoruz… Ancak milyonlarca yıllık tarihe baktığımızda geçmişe dair sayısız olaylar, kültürel gelişmeler ve teknolojik ilerlemelerin toplumsal etkilerine baktığımızda dönemlerin yarattığı mutlulukları, buhranları, zorlukları, acıları ve insanlar üzerindeki etkilerini en iyi yansıtan aracın sanat olduğunu görüyoruz. Bu, savaşa karşı duran sanatçılarla “Dada”’ olarak karşımıza çıkıyor, tüketim canavarlığının hortladığı dönemde Warholl’un Pop Art göndermeleriyle karşımıza çıkıyor, ya da nereye varacağını bilemediğimiz teknolojik gelişmelerle Net Art, Generatif Sanat, Medya Sanatı akımlarıyla karşımıza çıkabiliyor. 

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

​

     Sanatın hangi araçları kullandığından bağımsız olarak yaratılan eserler üzerinden verilmek istenen mesajlar ve sanatçının felsefesi, düşüncesi, bakış açısı size o esere bakarken yeni pencereler açabiliyor.      

 

     Peki sizce sanat sanatçının geçmişini, hayat felsefesini ve o eseri yaratırken faydalandığı felsefe mi yoksa sizde eserin bıraktığı duygu mu değeri yaratıyor. Çok başarılı olması için sanat eserinin çok iyi eğitim almış, çok yetenekli bir elden çıkması mı gerekiyor yoksa küçücük bir fikir basit bir objeyle birleşince başarılı bir sanat eseri mi ortaya çıkıyor. Siz, bu konuda ne düşünüyorsunuz?  

image.png
image.png
image.png
image.png
image.png
image.png
image.png
image.png

....

 

Başımız sağolsun.

Allah kalanlara ne bıraktıysa o.

Ellerimiz kirli

Ama gülüyor yürek,

Bir gelecek varmışcasına.

 

Ne sunabilir ki hayat.

Güller açsın

Üstü yanık bir sütlaç çeksin canın.

Bir demli çay,

Yanında ikramlık bisküvi.

 

Bir ihtiyar

Oturmuş tahta sandalyede,

Bedeni küçülmüş, beli bükülmüş, hali yaman.

Zamanında güçlüydü kolları Taşıyordu,

Evini, yurdunu, çocuğunu.

Çaya bisküviyi batıramıyor şimdi,

Uğraşıyor uzunca.

İzliyorum hüsranla.

 

Hep aynı hatıra dönüyor kafamda

Ben küçüğüm

Oynuyorum hastane koridorunda

Babam oturmuş sıra bekliyor bana.

Benim aklımda karo çizgileri

Onun aklında ne olacak bu kızın gözleri…

 

Üzülüyorum ihtiyarlara

Sonra düşünüyorum

Onlar da üzülüyor mu kendileri için acaba

Yoksa karoları mı sayıyorlar

Umarsızca

 

Biliyorum

Birgün beni de yolda bırakacak bu beden

Ya da kafa

 

Sonra bir kavruk helva

İki kahve

Bir ağıt…

 

Ağaçlarının kökleri sağlam, dallarının rüzgarı bol olsun babacığım.

 

Geride kalanlar için…

 

Tam mevsimi domatesin, kirazın.

Fırında üstü yanık sütlaç

Ve masada birkaç bisküvi.

kuş

 

Aslında iyi oldu gittiğin.

Ayakkabılar azaldı,

Evdeki kalabalık.

Yer açıldı,

İçimde açılan boşluktan küçük,

Ama olsun iyidir.

 

İyi oldu gittiğin.

Peşinde koşmalar bitti,

Seslenişler, nidalar kayıp çoraplar…

Sessizlik ciğerime işledi.

Mesela sende değil biliyorum, Kaybettiğim kazak.

Elimi attığımda yerinde bulamadığım rimel,

Duşta ulaşamadığım saç fırçam..

Artık her şey yerli yerinde.

 

Gece geldi mi, kaçta gelecek beklemeleri…

Otobüsü kaçırdı mı nerede sorguları.

Bitti.

 

Yani

Diyorum ya

İyi oldu gittiğin.

 

Ama ne olur

Tavanın altını açık unutma,

Anahtarın hep yanında olsun,

Bir de kimliğin.

Bir de bil sevildiğini.

 

Odanın boşluğunun kalbimde dolduğunu.

Soluk aldığım müddetçe yanında olduğumu.

Bil canımın paresi…

 

Bil gözbebeğim.

 

Uçtuğun her diyar mutluluk getirsin.

 

Gittiğin her yol açık,

Yürüdüğün her yol berrak olsun.

 

Odana bir battaniye koydum,

Kanatlarımı bıraktım içine,

Sıcacık

 

İçin ferah olsun.

         BooKmaj, 4Life Multidisipliner Sanat Platformu adına yayımlanan Multidisipliner Sanat Dergisi'dir. 2026 yılında E. Burcu BİLGİLİ ve Koray SIPÇIKOĞLU tarafından oluşturulan bu platform Sanat, Felsefe ve Bilim üzerine hem akademisyen hem amatör emekçilerin eser ve çalışmalarını içermekte ve toplumsal bilgi paylaşımı amaçlı faaliyet göstermektedir. Sanat, Felsefe ve Bilim değerlerinin birbirini besleyen örüntülerini sunmak başta olmak üzere hem klasik metod ve ekolleri hem de yenilikçi çalışmaları içermektedir. Tüm paylaşımların hukuki hak ve sorumlulukları yazar ve üreticilerine aittir. İzinleri dahilinde paylaşılmaktadır. 

​

BooKmaj Yayın Kurulu

​

YAYINCI ve İMTİYAZ HAKLARI SAHİBİ: 4Life PRODUCTIONS

GENEL YAYIN YÖNETMENİ: E. Burcu BİLGİLİ

SANAT YÖNETMENİ: Koray SIPÇIKOĞLU

YAYIN KURULU VE DANIŞMANLAR: Dr. Mehmet Reşat BULUT, Fazilet AKARÇAY, Betül BAŞAR,

Duygu ÇATALTAŞ SIPÇIKOĞLU, Hakan BİLGİLİ. Mehtap BAŞ. Miray ANKÂOĞLU

SESLİ DERGİ KOORDİNATÖRÜ: Rana TOKA

SPONSORLUK ve REKLAM KOORDİNATÖRÜ: Melisa Zeynep AVCI

FOTOĞRAF VE GÖRSEL KOORDİNATÖRÜ: Sufi Kerem ÇALIŞIR

MEDYA KOORDİNATÖRÜ: Yaren SAFA

HUKUK SORUMLUSU: Av. Resul ULUDAĞ

​

BooKmaj'a Sanat Sponsoru olmak isteyenler için:

IBAN: TR96 0006 2000 7420 0006 2925 23

Açıklamaya lütfen Bookmaj Sanat Dergi Sponsorluk yazmayı unutmayın. 

​​​

Bilgi almak ve iletişim için: iletisim@bookmaj.com

Yeni çalışmalarınızı göndermek için: platform@bookmaj.com

​

logo.jpg

© 2026 by 4Life Productions 

bottom of page