
Nihal KONAR NAŞ KARSAN
TEMMUZ 2026
KNOW THYSELF
Ağaçların içindeki halkalar gibi her insanın içinde de kendi sırrı saklıdır. Halkalar büyüdükçe ağaç yaşlanır. İnsan ise kendi sırrına vardıkça olgunlaşır. Ağaçların yaşını halkalardan tayin ederiz. Peki bir insanın gerçek yaşını nasıl öğrenebiliriz? Bana soracak olursanız bir insanın yaşı, kendini bilme derecesiyle orantılıdır. Bu bilme işi de bir fotoğraf makinasının diyafram açıklığı gibi nerede açılacak nerede kapanacak, ışık geldiğinde nasıl konum alacak vb. yetkinlikleri gerektirmektedir. Yani özetle kişi kendini bildi mi, bilir. O tek tek ağacın halkalarını boynuna geçirmiştir, her bir halka hayattan kopup gelen bir sınavdır. Afrikalı uzun boyunlu kızların ömür boyu güzellik uğruna boyunlarına taktıkları ve taşıdıkları o halkalar gibi kendini bilen insanlar da boyunlarında görünmeyen halkaları, hem varmış gibi o halkaların ağırlığını ağırlığınca hissederek, hem de o halkalar yokmuş gibi olduğunca hafif hissederek taşırlar. Onların bir marifeti de budur, varla yok olanı aynı şekilde yaşamak.
Ağaç, bana soruyor:
- Kendini bildin mi de yazıyorsun? Boyundan büyük laflar ediyorsun.
- Kendimi bilmiş olsaydım yazmazdım. O yetkinlikte ve beceride olsaydım bunları yazıya dökmezdim.
- Peki, neden yazıyorsun?
- Sanata bakışın nedir diye bana soru sorulmuş. Ben heykeltıraşım. Sanatçıyım demeye dilim varmıyor ancak şunu söyleyebilirim ki sanatçı, iletendir. Yukarıdaki tüm büyük lafların bir ileticisi olarak sizlere iletiyorum. Benim için sanat, aşk demek. Aşk’ın başka bir varyansı demek. Bu aşk için de birçok şeyden vazgeçmek gerekiyor. Öncelikle kendinden.
- Heykeltıraş kimliğine nasıl kavuştun?
- Acı, bolca gözyaşı ve çalışmayla kavuştum. Bu kimliğe kavuşmak için çok çalışmam ve de çok sabırlı olmam gerekiyordu. Aslında ekonomi okumuş biriyim. Ancak klasik hikâye: çocukken çok resim yapardım ve resimler okulun duvarlarına asılırdı ama ekonomi okudum. 90’lı yıllarda küçük ve muhafazakâr bir yer olan Adapazarı’nda büyüdüm. Önümde bir örnek yoktu. Babam mühendisti; realistti. Üniversiteyi İstanbul’da okudum. Yirmi bir yaşında çalışmaya hayatına başladım. Kurumsal firmalarda yaklaşık on üç yıl çalıştım. Bu süre zarfında sergilere, müzelere çok gittim. Çünkü sanatı çok seviyordum. Sanat okumaya cesaret etmem için 30’lu yaşlarıma gelmem gerekiyordu. Karar verdim ve sınavlara hazırlandım. Üç yıl sürdü. Ancak üçüncü denememde başardım. 2011 yılında güzel sanatlar fakültesini kazanarak hayatımı tamamen değiştirdim. 2016 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Heykel Bölümü’nü ikincilikle tamamladım. Bu süreç içerisinde 2015 yılı bahar döneminde Erasmus öğrenci değişim programı ile Almanya’ya gittim. Almanya deneyimi, sanatsal gelişimimde çok faydası olmuştur.
- Ahşap malzemesiyle çalışmaya nasıl karar verdin?
- Heykel çalışmalarımda ağırlıklı olarak ahşap malzemeyi kullanıyorum. Ahşap malzemesiyle çalışmaya okulda başladım. Okulda ahşap atölyesini ilk görünce çok korkmuştum. Bana çok zor görünmüştü. Ahşap ve taş gibi dayanıklı malzemelerde form verme, eksiltme yöntemiyle yapılıyor. Bu sebeple hata kabul etmiyorlar. Kil gibi malzemeler hatayı kaldırıyor; tekrar yap-boz ile heykelinize form verebilirsiniz. Ahşapta ise eksilteceğiniz malzemeyi iyi hesaplamanız; tokmağınızı ve iskarpelanızı ona göre ahşaba vurmanız gerekiyor. Ahşap canlı, sıcak, konuşan bir malzeme, çalışırken onun halen kendi içinde çalıştığını, nefes aldığını ve reçine vermeye devam ettiğini görmek başlı başına büyüleyici bir deneyim oluyor. Geleneksel bir malzeme olan ahşabı oymak için sabır, emek ve zaman gerekiyor. Oysa günümüz tüketim toplumunda her şey çok hızlı tüketiliyor ve zamanla yarışılıyor. Bu sebeple ahşap zaman meydan okuyor.
- Biraz da üretim dilinden ve neler yaptığından bahseder misin?
- Üretimimde daha önce almış olduğum iktisat eğitiminin ve çalışma hayatına borsada ar-ge bölümünde bir ekonomist olarak çalışmaya başlamış olmanın etkisi büyüktür. Bu nedenle ilk dönem işlerim daha çok adalet kavramını temel alarak kapitalizm ve sistem üzerine gelişti. Koltuk ve f Serisi bu dönemin örnekleridir. Doktora projemle araştırma alanım genişledi ve çalışma saham büyüdü. Son dönem çalışmalarımda, İstanbul’un kaybolmuş kültürel mirasına ve bir kamusal alan örneği olarak sokak ve tiyatro yapıları üzerinden şekillenen hafıza mekânlarına odaklanıyorum. Bu yapıları yeniden inşa etmekten ziyade, onların yokluğunu görünür kılmayı ve geride bıraktıkları boşluk üzerine düşünmeyi önemsiyorum. Heykellerimin yokluğun kendisini bir hatırlama alanına dönüştürmesini hedefliyorum. Böylece heykelin ilk ortaya çıkışı olan anma anıt mantığına da yeniden bakıyorum.
2020 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen İstanbul’un Mezarları Tasarım Yarışması’nda Neyzen Tevfik Kolaylı’nın mezarı için tasarladığım proje birinci seçildi. İşlerimin izleyiciyle buluşması adına yurt içinde ve dışında birçok karma sergiye katıldım. Yine 2020 yılında İstanbul Maden İhracatçıları Birliği tarafından düzenlenen 9. Endüstriyel ve Mimari Doğal Taş Tasarım Yarışması’nda Kamusal Alan Heykelleri Kategorisi’nde profesyonel kategoride mansiyon kazandım. 2019 yılında Milliyet Sanat tarafından ilki düzenlen açık hava heykelleri yarışması I. Heykelde Yeni Keşifler’i kazandım. 2019 BaSE İstanbul Yeni Sanatçı Platformu ve 2018 Mamut Art Project kazandığım yarışmalar arasındadır.
2026 yılında Holistence Yayınevi tarafından “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e İstanbul’da Osmanlı Anıtları” adlı yüksek lisans tezim; 2008-2011 yılları arasında Sözcükler Edebiyat Dergisi’nde şiirlerim; 2010 yılında Nesin Yayınevi’nden çocuk kitabım yayımlanmıştır.
Beni dikkatle dinleyen ağaç “Artık başlayabilirsin.” dedi.
İzin verilmişti. Çalıştığım her ağaçla eğer kereste halinde ise keresteyle konuşurum. Onlardan izin isterim ve sonra heykelimi üretmeye başlarım. Çünkü her ağacın içinde bir ormanın kalbi vardır.
