top of page

SANAT DİLENCİLERİ

     Sanatçının yoksul olması ayıp değildir. Başarısız olması da değildir. Bir sanatçının hayatının herhangi bir döneminde işsiz kalması, parasız kalması, eserine alıcı bulamaması, salonunu dolduramaması da utanılacak şeyler değildir. Çünkü sanat, başarı garantisi verilerek çıkılan bir yol değildir. Ama tembelliği “sanatçı hassasiyeti”, beceriksizliği “toplumun sanata ilgisizliği”, üretimsizliği ise “anlaşılmamak” diye pazarlamak başka bir şeydir. Ben onlara sanat dilencileri diyorum.

     Yanlış anlaşılmasın. Buradaki “dilencilik” parasızlık değildir. Sanatçının destek istemesi de değildir. Tarih boyunca sanatın hamileri, destekçileri, bursları, fonları olmuştur. Bir genç müzisyenin albümünü çıkarabilmek için destek aramasında, bağımsız bir tiyatronun ayakta kalmak için seyircisine seslenmesinde, bir ressamın sergisini açabilmek için sponsor bulmaya çalışmasında utanılacak hiçbir şey yoktur.

     Mesele para istemek değil. Mesele, acınmayı bir sanatçı kimliğine dönüştürmek. Çünkü sanatçı dediğimiz insan aslında bir emekçidir.

 

     Bir müzisyen yıllarca enstrüman çalışır. Parmakları nasır tutar. Beste yapar, bozar, yeniden yapar. Stüdyoya girer. Kayıt yapar. Ekipman alır. Prova yapar. Oyuncu eğitim görür. Bedenini, sesini eğitir. Ezber yapar. Haftalarca, aylarca prova eder. Yazar okur. Araştırır. Yazar. Siler. Yeniden yazar. Bazen yüz sayfa yazıp doksanını çöpe atar. Ressam, heykeltıraş, yönetmen, dansçı… Hepsinin yaptığı işin arkasında görünmeyen binlerce saat vardır. Sonra bütün bunların karşısına tuhaf bir cümle çıkar:

     “Sanata destek olalım.”

 

     Neden?

 

     Bir marangozdan masa aldığımızda “marangozluğa destek olduk” diyor muyuz? Bir lokantada yemek yediğimizde “gastronomi sanatına destek verdik” diye gururlanıyor muyuz? Bir avukata ücret ödediğimizde hukuk camiasına bağış yaptığımızı düşünüyor muyuz? Hayır. Parasını ödüyoruz. Çünkü bir hizmet, bir emek, bir üretim satın alıyoruz. Öyleyse bir tiyatro bileti aldığımızda neden sanatçıya “destek” olmuş oluyoruz? Bir kitap satın aldığımızda yazara neden iyilik yapmış oluyoruz? Bir müzisyenin konserine gittiğimizde neden ona yardım etmiş sayılıyoruz?

     Belki de sorun tam burada başlıyor. Çünkü sanatçı uzun zamandır toplumun gözünde emeğinin karşılığını isteyen bir profesyonel olmaktan çıkarılıp korunması gereken gariban bir canlı türüne dönüştürüldü.

     “Sanatçıya destek olalım.”

 

     “Genç sanatçılarımıza sahip çıkalım.”

 

     “Sanatçılar zor durumda.”

 

     İyi niyetli cümleler bunlar. Ama tekrarlandıkça tehlikeli bir bilinçaltı yaratıyor: Demek ki sanat kendi başına para edecek bir şey değil. İşte sanat dilencilerinin gerçek zararı burada ortaya çıkıyor. Çünkü sürekli mağduriyet üzerinden kendisine alan açmaya çalışan kişi yalnızca kendisini küçültmüyor; gerçekten çalışan, üreten, mesleğini ciddiye alan binlerce sanatçının emeğini de değersizleştiriyor. Üstelik bu tavrın çok kullanışlı bir tarafı var: Başarısızlığın sorumluluğunu hiç üstlenmek gerekmiyor.

 

     Seyirci gelmedi mi?

     “Bu ülkede tiyatroya değer verilmiyor.”

 

     Kitap satmadı mı?

     “Bizim toplum okumuyor.”

 

     Şarkı dinlenmedi mi?

     “Kaliteli müzik dinleyen kalmadı.”

 

     Sergiye kimse uğramadı mı?

     “Sanattan anlamıyorlar.”

 

     Peki eser kötü olabilir mi? Olabilir. Tanıtım kötü yapılmış olabilir mi? Olabilir. Sanatçı kendisini geliştirmemiş olabilir mi? Olabilir. Yıllardır aynı şeyi yapıyor olabilir mi? O da olabilir. Ama nedense suçlu hep toplumdur.

 

     Bu çok konforlu bir sanatçılıktır. Çünkü insan kendisine hiç bakmaz. Oysa gerçek sanatçı yalnız eserini değil, kendisini de eleştirebilen insandır. Sanat kutsal olabilir ama sanatçının yaptığı her şey kutsal değildir. Bir insan kendisine “sanatçı” dedi diye ürettiği her şey değerli olmak zorunda değildir. Her beste güzel değildir. Her roman iyi değildir. Her oyun alkışı hak etmez. Her tablo başyapıt değildir. Hatta bazen seyirci haklıdır. Bazen olmamıştır. Bunu söyleyebilmek sanat düşmanlığı değil, tam tersine sanata duyulan saygıdır.

 

     Bir başka hastalığımız da sanatçı ile sefalet arasında kurduğumuz romantik ilişkidir. Nedense gerçek sanatçının biraz aç olması gerektiğine inanıyoruz. Cebinde para olmayacak. Ev sahibiyle kavga edecek. Meyhanede veresiye defteri bulunacak. Aşk acısı çekecek. Mümkünse öldükten sonra değeri anlaşılacak. Ne kadar acı çekerse o kadar büyük sanatçı!

     Bu romantizmin artık sanatın yakasını bırakması gerekiyor. Sanatçının para kazanması ayıp değildir. Hatta yaptığı işi meslek olarak sürdürebilmesinin ön koşullarından biridir. Bir müzisyenin iyi bir evde yaşamak istemesi sanatına ihanet değildir. Bir yazarın kitabından para kazanmak istemesi edebiyatı kirletmez. Bir oyuncunun emeğinin karşılığını talep etmesi onu daha az sanatçı yapmaz. Tam tersine sanatın sadakaya değil, ekonomik değerinin kabul edilmesine ihtiyacı vardır. Ama bunun için önce sanatçının kendisine saygı duyması gerekir. Kendi emeğini sürekli “destek olunacak bir şey” olarak sunan kişi, bir süre sonra toplumdan başka türlü davranmasını bekleyemez. Sanatçı acınacak insan değildir. Sanatçı çalışır. Üretir. Öğrenir. Yanılır. Başarısız olur. Yeniden dener. Kendini geliştirir. Ve ortaya koyduğu emeğin karşılığını ister.

     Bu yüzden belki de artık şu cümleyi değiştirmemiz gerekiyor: Sanatçıya destek olmayın. Kitabını satın alın. Biletini satın alın. Müziğini dinleyin. Tablosunu alın. İşini sipariş edin. Telifini ödeyin. Emeğinin fiyatını “Ama sen de sanatçısın, bir güzellik yaparsın” diyerek pazarlık konusu etmeyin. Beğenmiyorsanız da satın almayın. Çünkü bu da hakkınızdır.

     Sanatçının görevi insanların kendisine acımasını sağlamak değil, insanların dönüp bakacağı bir şey üretmektir. Toplumun görevi de sanatçıya sadaka vermek değil, değer verdiği sanatın ekonomik karşılığını ödemektir.

 

     Yoksulluk utanılacak bir şey değildir. Başarısızlık da değildir. Ama tembelliği sanatçı hassasiyeti, beceriksizliği toplumun sanata ilgisizliği diye pazarlamak; sonra da gerçekten çalışan insanların emeğini aynı “yardıma muhtaç sanatçı” torbasının içine atmak sanatın kendisine yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir. Çünkü sanatın dilenciye ihtiyacı yoktur.

     Sanatın, yaptığı işin değerini önce kendisi bilen sanatçılara ihtiyacı vardır.

         BooKmaj, 4Life Multidisipliner Sanat Platformu adına yayımlanan Multidisipliner Sanat Dergisi'dir. 2026 yılında E. Burcu BİLGİLİ ve Koray SIPÇIKOĞLU tarafından oluşturulan bu platform Sanat, Felsefe ve Bilim üzerine hem akademisyen hem amatör emekçilerin eser ve çalışmalarını içermekte ve toplumsal bilgi paylaşımı amaçlı faaliyet göstermektedir. Sanat, Felsefe ve Bilim değerlerinin birbirini besleyen örüntülerini sunmak başta olmak üzere hem klasik metod ve ekolleri hem de yenilikçi çalışmaları içermektedir. Tüm paylaşımların hukuki hak ve sorumlulukları yazar ve üreticilerine aittir. İzinleri dahilinde paylaşılmaktadır. 

BooKmaj Yayın Kurulu

YAYINCI ve İMTİYAZ HAKLARI SAHİBİ: 4Life PRODUCTIONS

GENEL YAYIN YÖNETMENİ: E. Burcu BİLGİLİ

SANAT YÖNETMENİ: Koray SIPÇIKOĞLU

YAYIN KURULU VE DANIŞMANLAR: Dr. Mehmet Reşat BULUT, Fazilet AKARÇAY, Betül BAŞAR,

Duygu ÇATALTAŞ SIPÇIKOĞLU, Hakan BİLGİLİ. Mehtap BAŞ. Miray ANKÂOĞLU

SESLİ DERGİ KOORDİNATÖRÜ: Rana TOKA

SPONSORLUK ve REKLAM KOORDİNATÖRÜ: Melisa Zeynep AVCI

FOTOĞRAF VE GÖRSEL KOORDİNATÖRÜ: Sufi Kerem ÇALIŞIR

MEDYA KOORDİNATÖRÜ: Yaren SAFA

HUKUK SORUMLUSU: Av. Resul ULUDAĞ

BooKmaj'a Sanat Sponsoru olmak isteyenler için:

IBAN: TR96 0006 2000 7420 0006 2925 23

Açıklamaya lütfen Bookmaj Sanat Dergi Sponsorluk yazmayı unutmayın. 

Bilgi almak ve iletişim için: iletisim@bookmaj.com

Yeni çalışmalarınızı göndermek için: platform@bookmaj.com

logo.jpg

© 2026 by 4Life Productions 

bottom of page