top of page

Hatice OĞUZ

TEMMUZ 2026

ÖZGÜRLÜK

 

    Doğanın ve toplumun nesnel yasalarına egemen olma, serbestlik herhangi bir kısıtlamaya ve zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme ya da davranma. Herhangi bir koşula bağlı olmama durumu. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi olarak tanımlanmıştır.

 

     “Özgürlük“ denildiğinde üç temel kavramı dikkate alırız.

 

     Birincisi davranışlarda özgürlük, ikincisi ifadede özgürlük, üçüncüsü de düşüncede özgürlük.

 

     Burada sizlere düşüncede özgürlük kavramı üzerine dikkatimizi çeken büyük köşe taşlarından ve bunların insanlığın özgürleşmesine olan katkılarından kısaca bahsedeceğim.

 

     Tarihte ilk düşünce ürünlerine Sümerlerde rastlandığı da söylenir. İnsanlığın en eski destanı olan Gılgamış Destanı'nın temel düşüncesi, doğanın sırlarını araştıran insanın, bu doğrultuda tanrılara kafa tutabilecek boyuta ulaştığını göstermesidir. Gılgamış tanrılara kafa tutan insandır ve bir düşünce özgürlüğü savaşçısıdır.

 

     1215 yılında imzalanan Magna Carta’nın 2. maddesine göre: "Adalet satılamaz, geciktirilemez, hiçbir hür yurttaş ondan yoksun bırakılamaz."

39. maddesine göre ise: “Özgür hiç kimse, kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya ne şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.”

 

     Diğer önemli gelişme olan;

 

     Fransız İhtilali, ulusal bilinçlenmenin ve yönetim karşıtı tepkilerin nasıl ortaya konulabileceğinin en başarılı ve kanlı örneklerinden biridir. Bu yönüyle, kendinden sonraki devrimlere de esin kaynağı olmuştur ve hâlâ olmaktadır.


 

     Fransız Devrimi, Yeni Çağ'ı bitiren, Yakın Çağ'ı başlatan olay olarak kabul edilir. Çünkü bu devrim sonucunda tüm dünyada milliyetçilik kavramı önem kazanmaya başladı. Ezilen halklar haklarını aramayı öğrendiler. Halklar, yönetimden korkmamaları gerektiğini, yönetimlerin güçlerini halklarından aldığını fark ettiler.


 

     Bu durum Fransa'da monarşik rejimin yıkılıp, yerine cumhuriyetin kurulmasına neden oldu. Halk, yönetim üzerindeki gücünü fark etti. Roma Katolik Kilisesi'ni de ciddi reformlar yapmak zorunda bıraktı.

 

     Türkiye Cumhuriyeti‘nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ise 18. yüzyıl ve 20. yüzyıl özgürlük belgelerinden etkilenmiştir. Özellikle İngiliz ve Fransız özgürlük bildirilerini incelemiştir.1789 Fransız İhtilali’nin getirdiği özgürlük anlayışının Türk Kurtuluş Savaşı'na ivme kazandırdığını şu sözleriyle açıklamıştır.

 

     Fransız İhtilali bütün dünyaya özgürlük düşüncesini yaymıştır ve bu düşüncenin bugün de esas ve kaynağını teşkil etmektedir. Fakat o tarihten bu yana insanlık ilerlemiştir. Türk demokrasisi Fransa İhtilali'nin açtığı yolu izlemiş, fakat kendine özgü belirgin nitelikte gelişmiştir. Çünkü her ulus devrimini, toplumsal ortamın baskılarına ve gereksinmelerine bağlı olan durum ve konumuna ve bu ihtilal ve devrimin olduğu zamana göre yapar.

 

     ”Atatürk, Descartes‘tan da özellikle akılcılık konusunda etkilenmiştir. Atatürk'ün laiklik anlayışındaki akılcılıkta Descartes’ın izleri açıkça görülür. Bu anlayış bireysel aklın özgür olması anlayışıdır. Böylece Atatürk bireyin hak ve özgürlükleri anlayışını ön plana çıkarmıştır. Atatürk‘ün bütün söylev ve demeçleri akılcı düşünce sisteminin ürünüdür. Özgürlük anlayışı da akılcılığın bir sonucudur.

 

     Atatürk siyasal özgürlükler konusunda da Montesquieu'nun görüşlerinden etkilenmiştir. Bireyin siyasal özgürlüğünü ancak kuvvetler ayrılığı sisteminde gerçekleştirebileceğini düşünmüştür. Onun özgürlük anlayışı içinde siyasal özgürlüklerin ayrı bir yeri ve önemi olmuştur. Yazdığı “Medeni Bilgiler“ adlı eserinde kuvvetler ayrılığı sistemini ve yararlarını özgürlük anlayışı içinde değerlendirmiştir.

 

     Atatürk‘ü özgürlük konusunda etkileyen diğer bir düşünür de Tevfik Fikret’tir. Atatürk onun şiirlerini öğrencilik yıllarında okumuştur. Tevfik Fikret şiirlerinde şu ana temalara değinmiştir. İnsanın akıl ve bilgisine inanması, toplumun gelişme düşüncesi, özgürlük ve adalet anlayışının kuvvet karşısında galip geleceği ve insanların idealler etrafında birleşeceği düşüncesini savunmuştur. Tevfik Fikret, Abdülhamit'in baskıcı dönemine karşı direnen şairlerin başında gelir.1899 yılında “Rubâb-ı Şikeste“ adıyla yayımladığı şiir kitabında yer verdiği şiirleriyle toplumun içinde bulunduğu durumu yansıtmıştır. Özellikle II. Meşrutiyet'ten sonra İttihat ve Terakki Partisi'nin yaptığı anayasa değişiklikleri ile demokrasi ve özgürlüklerin kısıtlanması onu derinden etkilemiş ve bunu şiirlerine yansıtmıştır.

 

     Diğer özgürlük şairimiz olan Nazım Hikmet‘in şu dizesi de bende mesleğimizle birlikte anlamını bulmuştur.

 

     “Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine “"

 

    İnsan kafesinin dışına kilitlenmiş bir hayvandır" diyor Valery. Özgür olduğumuza ilişkin korkunç bir yanılgı içerisindeyiz. Neyi seçeceğimiz genetik, coğrafi, tarihsel ve psikolojik pek çok faktörle zaten seçilmişse; salt görünürde seçebiliyor olmak bizi özgür kılar mı?

 

     Freud'a göre uygarlık diye bir şey henüz icat edilmemişken, bireyin özgürlüğü altın çağlarını yaşamaktaydı. Kültürün gelişmesiyle bireysel özgürlük de kısıtlamalara uğradı; adalet, kimsenin bu kısıtlamalardan muaf tutulmamasını talep eder. Bir insan topluluğunda yoğun özgürlük ihtiyacı olarak kendini belli eden şey, mevcut bir adaletsizliğe, haksızlığa başkaldırı olup çıkabilir ve böylelikle kültürün daha da gelişmesi bakımından elverişli bir ortam yaratabilir, kültür ile barışık ve uyum içinde olabilir.

 

     Bu dürtülerin önüne set çekebilecek olan ve kültürün devamlılığını sağlayacak olan sanat, din ve bilim gibi kültürün tinsel dinamiklerdir. Birey toplumsal ahlak kuralları nedeniyle yaşadığı engellenmenin yaşattığı gerilimler ve doğasındaki saldırganlığın verdiği yıkıcılık arzularını bu alanlardaki uğraşıları ile gidermektedir. Bireyin bu uğraşılarla yaşadığı doyum ve Eros’un yarattığı uyum insanları bir arada tutmakta ve uygarlığın devamını sağlamaktadır. Fakat bu dinamikler de kültürdeki huzursuzluğu tam olarak yok edememektedir.

 

     Birey ve uygarlık var olduğu sürece aralarındaki gerilim de var olmaya devam edecektir. Bu gerilimlerden dolayı bazı bireylerde nevrozlar meydana gelmektedir. Freud bu nevrozları kültürel gelişme için insanlığın ödemesi gereken bir bedel olarak görür. Her ne kadar uygarlaşmanın bireyi kısıtladığını ve bu nedenle nevrotik rahatsızlıklara yol açtığını vurgulasa da birey-toplum sorunsalı söz konusu olduğunda her zaman toplumdan ve uygarlıktan yana olmuştur. Yani ona göre uygarlığın bireye uyguladığı baskı olması gereken bir baskıdır.

 

     Kant'a göre özgürlüğün tanımı; kişi doğa yasalarını ne ölçüde durdurup aklın yasalarına uyarsa o ölçüde özgür olur; başka bir deyişle kişi istemelerini dürtü ve eğilimlerine göre değil, ahlak yasasına göre belirleyebiliyorsa özgürdür. Kant felsefesinde özgürlük eylemlerimizin değil, istemelerimizin bir özelliğidir.

 

     Yüzyılın önemli düşünürlerinden T.W. Adorno bu kavram için şu unutulmaz ifadeyi kullanmıştır:

 

     Özgürlük de öğrenilmesi gereken bir şeydir. Özgürlük sözcüğünü ağzımızdan düşürmemek bizim için yeterli sanıldı. Bu yüzden kendimizi olur olmaz yerlerde hep özgür sandık. Gerçekte var olmayan kazanılmamış, edinilmemiş özgürlüklerimizi yitirdiğimiz kanısıyla arkalarından ağladık. Oysa özgürlük hiç yoktu ki.

 

     Aristo’ya sorsak, yolu düşünmekten geçer. Platon der ki, insan öğrenerek özgür olur. Camus, başkaldırıyı özgürlük olarak addederken, Sartre, sadece baş kaldırmak yetmez, harekete geçmek de lazım der. İbn Rüşd, vicdanlı olmak özgürlüğün anahtarıdır diye öğütler. Nietzsche, özgür olmanın yolu kendin kalmaktır derken, bana göre en mantıklı olanını söyleyen Farabi, kendine kulak ver diyerek özgürlüğün kapısını açar insanoğluna.

 

     Özgürlüğünden vazgeçen kimse, insanlıktan, hak ve görevlerinden vazgeçmiş demektir.  Jean J. Rousseau

 

     Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. M. Kemal Atatürk

 

     Özgürlük bir haktır. Hak özgürlük ile gerçekleşebilir. Gerçekleştirilebilecek bir hak yoksa özgürlüğün manası kalmayacağı gibi özgürlük yoksa hakkın da anlamı ve değeri yoktur.

 

     Özgürlüğün her şeklinde ortak olan gerçek, toplumun ve insanlığın yararına olması, ferdin mutluluğunu sağlamasıdır. İnsanın içindeki enerji onu doğanın ve toplumun bir parçası yapar. Özgürlük hepimizin, herkesin hakkıdır, gerçekte onu bilenlerin ele geçirebilecekleri bir olgudur.

 

     Özgürlük kavramı düşünce özgürlüğü ile ifade bulmakta, düşüncelerimizi hiç bir etki altında kalmadan serbestçe ifade edebilmemiz bugünkü özgürlük kavramının tanımıdır.

 

     Düşüncenin özgürce açıklanması için, her şeyden önce bireyin düşünce üretebilmesi gerekir. Düşünemeyen, özgürce düşünmesini beceremeyen, sadece yıllar boyunca kendisine belletilenlere inandırılmış olan kişilerin, söz söyleme özgürlüğü içinde söyleyebilecekleri yalnızca belledikleri olabilir. Bunun adı da ''düşünce özgürlüğü'' değil, ''bellediklerini tekrarlama özgürlüğü'' olur. Oysa gerçek özgürlük dışsal belirlenimde değil istekli içsel seçimdedir. Bir biçimde bunun farkına varan insan eski benliğini yadsıyarak kendi eşsizliğine ulaşacak ve kendini aşacaktır. Kendini aşma erdemdir. Dışsal belirlenimlerden kurtulmakta düşünme özgürlüğüdür. İşte bu varılan aşama pozitif özgürlüktür. Özgürlük ve sorumluluk birbirlerini belirler. Gerçek sorumluluk bilinçli olmaktır. Yani vesayet dışı olmaktır. Burada artık tek katmanlı bir bilinç değil bilincin bilinci vardır, kendi olma vardır, kendini anlamlandırma vardır. Buradaki anlam logostur. (akılla düşünme)

 

     Ulus Baker: “Eğer ananızdan, babanızdan öğreniyorsanız neyin doğru olduğunu, bu ahlakın düşük bir biçimidir, yüksek bir biçimi değildir.”

 

     Dolayısıyla öğrendiğimiz değerlerin üstüne biz bir şeyler ekleyip uygulamıyorsak çok da ahlaklı varlıklar değiliz.

         BooKmaj, 4Life Multidisipliner Sanat Platformu adına yayımlanan Multidisipliner Sanat Dergisi'dir. 2026 yılında E. Burcu BİLGİLİ ve Koray SIPÇIKOĞLU tarafından oluşturulan bu platform Sanat, Felsefe ve Bilim üzerine hem akademisyen hem amatör emekçilerin eser ve çalışmalarını içermekte ve toplumsal bilgi paylaşımı amaçlı faaliyet göstermektedir. Sanat, Felsefe ve Bilim değerlerinin birbirini besleyen örüntülerini sunmak başta olmak üzere hem klasik metod ve ekolleri hem de yenilikçi çalışmaları içermektedir. Tüm paylaşımların hukuki hak ve sorumlulukları yazar ve üreticilerine aittir. İzinleri dahilinde paylaşılmaktadır. 

BooKmaj Yayın Kurulu

YAYINCI ve İMTİYAZ HAKLARI SAHİBİ: 4Life PRODUCTIONS

GENEL YAYIN YÖNETMENİ: E. Burcu BİLGİLİ

SANAT YÖNETMENİ: Koray SIPÇIKOĞLU

YAYIN KURULU VE DANIŞMANLAR: Dr. Mehmet Reşat BULUT, Fazilet AKARÇAY, Betül BAŞAR,

Duygu ÇATALTAŞ SIPÇIKOĞLU, Hakan BİLGİLİ. Mehtap BAŞ. Miray ANKÂOĞLU

SESLİ DERGİ KOORDİNATÖRÜ: Rana TOKA

SPONSORLUK ve REKLAM KOORDİNATÖRÜ: Melisa Zeynep AVCI

FOTOĞRAF VE GÖRSEL KOORDİNATÖRÜ: Sufi Kerem ÇALIŞIR

MEDYA KOORDİNATÖRÜ: Yaren SAFA

HUKUK SORUMLUSU: Av. Resul ULUDAĞ

Bilgi almak ve iletişim için: iletisim@bookmaj.com

Yeni çalışmalarınızı göndermek için: platform@bookmaj.com

logo.jpg

© 2026 by 4Life Productions 

bottom of page