
E. Burcu BİLGİLİ (GYY)
MERHABA!
Ve perde açılır. Bir “ıngaaa” sesiyle başlar hikâye. İlk evinden tahliye zamanı gelen bebek, dünya sahnesine giriş yapmıştır. Konağından ayrılmanın verdiği içgüdüsel bir huzursuzluk yaşıyor olması muhtemeldir. Alışmıştır aylardır tutunduğu kozasında sessiz sedasız durmaya. Belki de korktuğundandır feryadı; sıcacık anne karnından çıkıp bilinmezliğe vardığında. Platon’un karanlık mağarasından çıkmış ve hakikatin göz kamaştırıcı ışığıyla tanışmıştır. Evinden zorla çıkarılmış bir kiracı misali, kapı önünde basar yaygarayı. O ağlarken gülümsüyordur dünyasındakiler. İlk sahnesinde yaşamıştır bebek hayatının ilk ironisini.
Ana kucağının sıcaklığı ve baba ocağının konforuyla tanışır sonra. Sığınağıdır, güvenli limanıdır dört duvar arası ve rüzgâr henüz içeri sızmamıştır. Dış dünyadan habersizce birkaç yıl daha geçirir. Altın Çağ’ını yaşamaktadır kendi küçük krallığında. Kardeşleri, kuzenleri, aile dostlarının çocukları ve komşu çocukları vasıtasıyla ilk arkadaşlık deneyimlerini yaşar. Oynarken yere düşüp bir yerlerini yaralaması veya arkadaşlarının birinden kötü bir söz işitmesi, yaşamındaki en büyük derdi olur. Ebeveynleri uf olan bölgeye üflediklerinde acısı bir nebze de olsa hafifler. Arkadaşlar arasındaki küslükler de çok uzun ömürlü olmaz zaten o yaşlarda. Üzüntüler kısa ömürlüdür. Ah çocuk! Masum çocuk! Büyüdüğünde de düşeceğin anlar olacak ve bir yara bandı yapıştırıp üflemekle kolay kolay iyileşmeyecek o yaralar. Birilerinden hoşuna gitmeyecek bir söz duyduğunda ise seni eksiltenleri bir bir hayatından çıkarmayı öğreneceksin.
Yıllar birbirini kovalar ve okul çağı gelip çatar. Demir alma vakti gelmiştir artık, ilk seferine çıkacaktır çocuk. Küçücük ayaklarıyla ilk büyük adımını atacaktır gerçek dünyaya. Heyecanlıdır ve içten içe ürküyordur yarınını bilmediği yollara revan olurken. Ne meşakkatlidir o yollar! Her sabah belki de henüz gün doğmadan uyanacaktır tatlı uykusundan. Kimi zaman zor gelecektir sıcacık yatağından çıkmak. Kimi zaman da “karnım ağrıyor”, “midem bulanıyor” ya da “başım ağrıyor” gibi çeşitli bahaneler uyduracaktır okula gitmemek için. Her gün aynı rota üzerinde bumerang misali gidip gelecektir. Görünmez bir fanusun içinde yıllar yılı sürdürecektir bu döngüyü; tıpkı dalgaların kıyıya vurup vurup geri çekilmesi gibi: Tekrar, tekrar ve tekrar. Ailesinin ve öğretmenlerinin katkıları ve elbette kendi çabalarıyla inşa edeceği geleceğinin temelleri atılmaya başlanmıştır. Küçücük yüreğine yüklenmiş kocaman sorumlulukları taşıyacaktır sırt çantasında; yarınlarının provasını yaparmışçasına. Tam da o zamanlarda tanışacaktır denizin hırçınlığıyla; bazen fırtınalar, bazen boranlar çıkacaktır karşısına. Acemi bir denizciyken nasıl baş edecektir tüm bunlarla? Hiçbir derste işlenmemiştir ki bu konular! Suyun üzerinde kalabilmek için dalgalarla mücadele ederken öğrenecektir fırtınalarla baş etmeyi. Hayat; hayatta kalmayı öğretecektir kendisine, görünmez bir öğretmen misali.
Yıllar yılları kovalamış, hiç bitmeyecekmiş gibi gelen okul yollarının bitiş noktasına gelmiştir çocuk. Okulun kapısından bir daha geri dönmemek üzere çıktığında kuş gibi hafiflemiş hisseder kendisini; koca bir yük kalkmıştır üzerinden. Hele şükür! O zorlu maraton nihayet sona ermiştir. Özgürdür artık. Eğitim hayatında yaşadıkları birer anı olarak kalacaktır yarınlarına. En masum, en tatlı ve en güzel anılarını biriktirecek ama o günlerinin kıymetini onlarca sene sonra belki idrak edebilecektir. Ertesi sabah gözlerini açtığında bir tuhaf hisseder kendini. “Oh be! Artık ödev yapmak yok, ders çalışmak yok, sınav stresine de girmeyeceğim.” diye düşünürken kim bilir ne sürprizler beklemektedir onu yarınlarında. Mezuniyetin verdiği mutlulukla bir süre daha oyalanır. Sonrasında gün be gün büyüyecek olan derin bir boşluk kaplar içini. Artık güvenli limanından çıkma zamanı gelmiştir ve yeni bir rota oluşturmalıdır şimdi. Kendi anlam ormanında çırılçıplak kalmıştır. Seneler evvel okula başlarken yaşadığı o heyecan ve ürperti bu kez farklı bir biçimde ele geçirmiştir ruhunu. Hayat oyununda oynayacağı rol değişmiştir. Ve perde yeniden açılır…
Alır fenerini eline ve düşer kaderinin o dolambaçlı labirentine. İnanıyordur; bulacaktır elbet içindeki ateşi harlayacak bir meşgale. Kendisi için en sakin, en huzurlu limanı arar bir süre. Şanslıysa eğer, çaldığı kapılar bir bir açılır. Düzenin çarklarından biri olmuştur artık. Ancak umduklarını bulamamışsa, kendisine açılan kapıların ardında zamanın mabedine hapsedilmiş bir mahkûm gibi hissedecek ve üşüyecektir. Kim bilir belki de koca bir ömrü, “mış gibi” felsefesiyle yaşa(ma)yarak geçirecektir. Buna nasıl tahammül edilebilir ki? Aidiyet hissedeceği bir limana demir atabilme umuduyla başka kapıları zorlayacaktır. Tek bir yaşam hakkı vardır ve onu ziyan etmek değil, arzu ettiği şekilde taçlandırmalıdır.
“Keşke”leri çoğalmıştır şimdi ve korktuğu yazgı onu da yakalamıştır. “Asla onlara benzemeyeceğim!” dediği o gri sürüye çoktan karışmış, simülasyonun içinde sadece nefes alan bir mekanizmaya dönüşmüştür. Pusulası kırılmış ve çizdiği rotadan çıkmıştır farkında olmadan. Yaşamın girdabına kaptırmıştır kendini ve bir çıkış yolu bulamamaktadır. Aslında çıkışı da aramıyordur. Kurduğu sahte konfor alanına adapte olmuş, özünü bir yerlerde unutmuş ve ondan istenen sahte personaları kuşanmaya alışmıştır artık. Bir yaprak misali, rüzgârın götürdüğü her yöne sürükleniyordur istemsizce. Kendinden bile saklıyordur içine düştüğü trajediyi; tıpkı yaşlı gözlerle aynadaki aksine bakan bir palyaço gibi.
Şahane geçen monoton hayatında, kendine yabancı bir gölge olarak savrulup dururken ansızın bir kayaya çarpar zihni. Uyanış işte tam da o anda başlar. İlk olarak üzerine uymayan kıyafetleri ve kendine ait olmayan maskeleri çıkarıp atar. Sürüden ayrılma zamanı gelmiştir. Geçmişin karanlık dehlizlerinde, bir yerlerde unuttuğu özünü bulmak için yeniden düşecektir yollara. Aynadaki surete bakar ve gülümseyerek “MERHABA!” der.
TEMMUZ 2026
