top of page

AYNA

 

     Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin, nefsin yolculuğunu konu alan ve manevî bir rehber niteliği taşıyan ‘Mesnevî’ adlı meşhur eserinden, derin anlamlar yüklü bir hikâye ile başlayalım:

 

     Geçmiş zamanlarda Çinli ressamlar ve Rum ressamlar; ustalıkta en iyi biziz iddiasıyla bir üstünlük yarışına girerler. Bunu duyan padişah, onları sınayarak kimin haklı olduğunu ortaya çıkarmak ister. Ressamlar padişahın huzuruna çıkarlar. Aralarında bir perde bulunan iki büyük salon hazırlanır. Salonların karşı karşıya olan duvarlarını süslemeleri için bir salon Rum ressamlara, diğer salon da Çinli ressamlara tahsis edilir. Çinli ressamlar padişahtan yüz renk boya isterler. Hazine açılır, Çinlilere istedikleri kadar boya verilir. Kapanırlar salona. Rum ressamlar ise; boyamanın veya resim yapmanın hiçbir işe yaramayacağını ve duvardaki kirin giderilmesi gerektiğini düşünürler. Onlar da karşı salona kapanırlar ve başlarlar duvarları cilalamaya. İşlerini bitirdiklerinde duvar ayna gibi bembeyaz olmuş, berrak ve parlak bir hâl almıştır. O sırada karşı odada resimlerini bitirmiş olan Çinliler, neşe içinde davul çalmaya başlarlar. Önce Çinlilerin boyadığı duvarı merak ederek salona gelen padişah, gördüğü muhteşem renklere ve figürlere hayran kalır. Duvar büyük bir maharetle bezenmiş, son derece gösterişli ve göz alıcı bir hâle gelmiştir. Sonrasında Rum ressamların boyadığı duvarı görmek isteyen padişah için iki salonun arasına gerilmiş olan perde indirilir. Padişah ve diğerleri gördüklerine inanamayıp, hayrete düşerler: Rumların duvarı bomboştur. Tam da o anda Çinlilerin yaptıkları karşı duvardaki resimler, Rum ressamlar tarafından cilalanmış olan duvara daha canlı ve göz alıcı bir şekilde yansır. Çinlilerin resmettikleri desenler, Rum ressamların bembeyaz duvarında yeniden hayat bulmuş gibidir. Bir duvardan diğer duvara, dans edercesine akseden renkler, tertemiz duvarın üzerinde eşsiz bir şahesere dönüşmüştür.

 

     “Çinli ve Rum Ressamlar” hikâyesi, tasavvuf edebiyatının en güçlü alegorileri arasında yer alır. ‘Beyaz duvar’ teması, arınmayı, saf kalbi ve lekesiz bilinci temsil eder. Mevlâna için beyaz duvar; gösterişten, hırstan ve kinden arınmış gönüldür. Sonsuz şekiller ve suretler oraya vurur ve orada görünür. Varlığın en saf hâlidir ‘beyaz’. Diğer renkler ise varlığa sonradan eklenirler. Mevlâna’ya göre hakikat, ruha yeni renkler eklenerek değil; ruhtaki fazlalıklar silinerek görünür hâle gelecektir.

 

     Tarih boyunca renklere çeşitli sembolik anlamlar atfedilmiştir. Tüm renklerin birleşiminden meydana gelmiş olan beyaz; saflığı, boşluğu, masumiyeti ve içsel arınmayı temsil eder. Hakikati tüm çıplaklığıyla yansıtır. Felsefî bağlamda bu saflık evresi; potansiyel varlık hâlidir. Beyaz duvar boşluk, yokluk ya da noksanlık değil; aksine her şeyi yansıtabilecek bir güce sahip olma durumudur. Bir şeyler henüz gerçekleşmemiştir ama gerçekleşme ihtimallerini kendi içinde taşımaktadır. Hem her şeydir hem hiçbir şeydir beyaz. Varoluşçulukta beyaz, dünyaya gelinen ilk andır. Henüz anlam yüklenmemiştir. İnsan, kendi renklerini sürecektir beyazın üzerine, tıpkı bir ressam gibi. Ahlâk felsefesinde ise beyaz, masumiyet ve arınmışlıkla ilişkilendirilir. Masumiyetin sebebi tecrübe sahibi olmamaktır. Ruh henüz kirlenmemiş ve sınanmamıştır. Bu yüzden de kırılgandır. Mitolojide beyaz, boşluk, doğum, yeniden başlama, arınma gibi temalarla ilişkilendirilir. Kutsallıktır, aydınlanmadır. Ruh dünyaya ‘boş’ olarak gelir, beyazdır. Yaşam yolculuğunda boşluk doldurulacak, her deneyim yeni bir renk katacaktır beyazlığa. O saflık, önce ufak tefek çiziklerle tanışacak, sonrasında yavaş yavaş başlayacaktır lekelenmeye. Özellikle doğu mitolojilerinde beyaz, ölüm ile bağdaştırılmıştır. Ancak kastedilen ölüm yok oluş değil, farklı bir boyuta geçişin sembolüdür. Çin, Japon ve Hint mitolojilerinde, yasın rengidir beyaz. Türk mitolojisinde ise beyaz kutsaldır. Tanrı ve göğü temsil eder. Soyluluktur, meşruiyettir. Sadece ışık değil, kozmik düzenin ta kendisidir.

 

     Beyaz, hayatın her evresinde farklı anlamlara bürünür:

 

     Bebeklik döneminde; gözler dünyaya açıldığında tanışılır beyazla. Aydınlığın eşiğidir doğum ve varoluşa atılan ilk adımdır. Hastanelerdeki doğum odaları iyi aydınlatılmıştır. Sağlık personelinin önlükleri genellikle beyazdır. Bebek, varlık sahnesine çıktığı anda beyaz bir kundağa sarılıp sarmalanır. Çünkü başlangıçta temizdir ruh, günahsızdır ve saftır. Bembeyaz bir sayfa ya da boş bir tuval misali. Henüz diğer renklerle tanışmamış ve masumiyet lekelenmeye başlamamıştır. Bebeklik evresinde beyaz renk, ‘mutlak saflık’ ile bağdaştırılır. Ayrıca korunmayı, sessizliği ve kırılganlığı da sembolize eder.

 

     Çocukluk döneminde; zihin, tıpkı yukarıdaki hikâyede bahsi geçen cilalı duvar gibidir. Gördüklerini, duyduklarını, öğrendiklerini bir ayna gibi yansıtır. Dünyayı algılarken, kendi içinde ayrımlar yapma kabiliyeti gelişmeye başlamıştır çoktan. Artık çevresinde olan biten her şeyi anlamlandırmaya çalışıyordur. Aile fertlerinin birinden, mahalledeki ya da okuldaki bir arkadaşından veya bir öğretmeninden duyacağı ve hoşuna gitmeyecek tek bir kelime ile ilk çizik atılacaktır ruhundaki saflığa. İşte bu nokta, beyazın diğer renklerle harmanlanmaya başladığı kırılma noktası olacaktır.

 

     Gençlik döneminde; hayatın içine karışmaya ve onu deneyimlemeye başlayan genç birey, beyazın artık tek olmadığını fark eder. Saflık bulanmaya, beyaz sınanmaya başlamıştır. İşte bu süreçte varoluşsal çatışmalar başlar. Birey kim olduğunu değil, kim olmadığını fark eder. Sorgulamaya başlar kendini, çevresini, dış dünyayı ve hayatı. İlk hayal kırıklıkları, ilk kavgalar, ilk aşklar, ilk kayıplar gibi olgularla, o eski duruluğunu kaybetmeye başlamıştır beyaz. Ruh griyle tanışmıştır.

 

     Yetişkinlik döneminde; başlangıçtaki o bembeyaz sayfa, geçen yıllar içerisinde binlerce renkle boyanmıştır. Öyle ki, o renk karmaşasının içinde beyazı bulmak zor gelmeye başlar. Ruhun beyazlığını, saflığını korumayı başarabilmek kolay değildir elbet. Farkındalıkları artmıştır bireyin ve geçmişine kıyasla daha bilinçlidir şimdi. Kendine ağır gelen tüm yüklerden vazgeçmeye, sadeleşmeye, özünü temizlemeye başlar. Bu dönem, ‘bilinçli arınma’ olarak adlandırılabilir. Ruhuna iyi gelmeyen, renginin tonunu bozan fikirlerden, eylemlerden ve ortamlardan kaçar. Berraklığını bilmeden ya da bile isteye bulandıran insanlarla arasına mesafe koyar. Metaforik olarak değişime uğramış olan beyaz renk artık saflığı değil, farkındalık sonrası içsel arınmayı temsil ediyordur. Tıpkı Mesnevî’deki beyaz duvar benzetmesinde olduğu gibi; hakikat, gösterişle değil, içsel arınmalarla görünür hale gelecektir.

 

     Yaşlılık döneminde; tecrübeleri ve bilgeliği temsil eden kırlaşmış saçlarla, daha da görünür bir hâl alır beyaz. Bilgeliğin rengidir artık. Mitolojik anlatılardaki yaşlı bilge figürü her zaman beyazla tasvir edilir; saçları, sakalları, kıyafeti beyazdır, hatta beyaz ışıklar içinden çıkagelir. Yaş almış birey, dün tam olarak kavrayamadığı dünyayı bugün anlıyor ve aynı anlayışla kabulleniyordur. Ruh, yılların kazandırdığı deneyimlerle daha durgunlaşmış ve sakinleşmiştir. Yaşamın gürültüsünü azaltarak, özünü görünür hâle getirebileceğinin bilincindedir. Hayat yolculuğunun son duraklarında, yaşanmışlıkların süzgeçten geçirilmiş saf hâlini betimler beyaz. Zamanın içinden geçilmiştir çoktan. Kişi arınmıştır arık. Geçen yıllar sonrasında ruhunu cilalamış, geçmişe dair pek çok şeyi silmiştir. Tıpkı Rum ressamların cilaladıkları beyaz duvar gibi…

 

     Son durağa gelinmiştir. Beyazla başlayan hikâye yine beyazla sona erecektir. Tıpkı yolun başında bizi kucaklayan, temizliğin ve saflığın sembolü beyaz kundak gibi, yine aynı saflığı temsil eden beyaz örtüye sarılarak uğurlanırız son yolculuğumuza. Rengârenk bir yaşam serüveni daha sona ermiştir. Bilinmeyen boyuta geçiş yaparken, romanın son sözünde yine o bilindik temenni: “Nurlarda uyusun!”

 

RESSAM (“AYNA” adlı yazımın nefesidir)

 

Yaşamın uçsuz bucaksız bir tuval,

Ressamı sensin; avucunda rengârenk boyalar.

Alı, karası… Hangi tonu kullanırsan kullan,

Olacak senin tezahürün, resmedeceğin kendi dünyan.

 

Naifti, duruydu gönlün bir zamanlar;

Ta ki diğer renklerle hemhâl olana kadar.

Varlık sahnesine çıktığında anladın:

Bildiğin gibi değilmiş âlem, beyaz değilmiş tek olan.

 

Akça pakçaydı ruhun cihana indiğinde,

Masumdun, saftın, berraktın evvelinde.

Hayat tiyatrosunda oynadığın her rolde

Lekelendi beyazın, geçen yıllar içinde.

 

 

Şatafattan uzak dur; arın dertten, kederden.

Beyhude taşıma yükleri, savur at üzerinden.

Gör bak o vakit nasıl döneceksin özüne,

Seni senden eksiltenleri eserinden silerken.

AYNAE. Burcu BİLGİLİ
00:00 / 10:26

SESLENDİREN: Rana TOKA

RESSAME. Burcu BİLGİLİ
00:00 / 01:17

SESLENDİREN: Rana TOKA

         BooKmaj, 4Life Multidisipliner Sanat Platformu adına yayımlanan Multidisipliner Sanat Dergisi'dir. 2026 yılında E. Burcu BİLGİLİ ve Koray SIPÇIKOĞLU tarafından oluşturulan bu platform Sanat, Felsefe ve Bilim üzerine hem akademisyen hem amatör emekçilerin eser ve çalışmalarını içermekte ve toplumsal bilgi paylaşımı amaçlı faaliyet göstermektedir. Sanat, Felsefe ve Bilim değerlerinin birbirini besleyen örüntülerini sunmak başta olmak üzere hem klasik metod ve ekolleri hem de yenilikçi çalışmaları içermektedir. Tüm paylaşımların hukuki hak ve sorumlulukları yazar ve üreticilerine aittir. İzinleri dahilinde paylaşılmaktadır. 

BooKmaj Yayın Kurulu

YAYINCI ve İMTİYAZ HAKLARI SAHİBİ: 4Life PRODUCTIONS

GENEL YAYIN YÖNETMENİ: E. Burcu BİLGİLİ

SANAT YÖNETMENİ: Koray SIPÇIKOĞLU

YAYIN KURULU VE DANIŞMANLAR: Dr. Mehmet Reşat BULUT, Fazilet AKARÇAY, Betül BAŞAR,

Duygu ÇATALTAŞ SIPÇIKOĞLU, Hakan BİLGİLİ. Mehtap BAŞ. Miray ANKÂOĞLU

SESLİ DERGİ KOORDİNATÖRÜ: Rana TOKA

SPONSORLUK ve REKLAM KOORDİNATÖRÜ: Melisa Zeynep AVCI

FOTOĞRAF VE GÖRSEL KOORDİNATÖRÜ: Sufi Kerem ÇALIŞIR

MEDYA KOORDİNATÖRÜ: Yaren SAFA

HUKUK SORUMLUSU: Av. Resul ULUDAĞ

BooKmaj'a Sanat Sponsoru olmak isteyenler için:

IBAN: TR96 0006 2000 7420 0006 2925 23

Açıklamaya lütfen Bookmaj Sanat Dergi Sponsorluk yazmayı unutmayın. 

Bilgi almak ve iletişim için: iletisim@bookmaj.com

Yeni çalışmalarınızı göndermek için: platform@bookmaj.com

logo.jpg

© 2026 by 4Life Productions 

bottom of page