E. Burcu BİLGİLİ Şiirleri
GAFLET
Âsâr ile yıktım ne duvarlar ne de dağlar;
Buldum beni bende, hakikat durmadan ağlar.
Vakt’erdi varınca öze, âlem ne ki gördüm,
Aştı dizeler zindanı, seller gibi çağlar.
Aydınlığa dön, aksini gör aynada bir dem,
Kurtul benliğine tebelleş maskelerinden.
Kibrin ile hırsın silip at ki derûnundan,
Sıyrılsın o mağrur tînin bâtıl sanısından.
Zerre idin âhirde, geçtin dârülâlemden,
Nen kaldı bugün söyle o zât-ı muhteremden?
Gafletten uyandın, cân kafesinden uçarken,
İdrâkine vardın ki bâtın, ulvîdir tenden…
İKİ KATRE
(“EMANET” adlı yazımın nefesidir)
Hazır olunca kervan, oldular yola revan,
O susuz okyanusta, seferîler perişan.
Ağır gelmişti evren, boğulmuştu tenhada,
Göç vakti geldi çattı, yol aldı inzivaya.
Zamansız bir mekânda, ayrı ruhlar birleşti,
Yürüdüler yan yana, tüm manalar değişti.
Hiçliğe düşmüşlerdi, buldular özlerini,
Ayrılınca sürüden, gördüler hakikati.
Oturdular sırt sırta, ruhani sorgularla,
“Kulluk”, “ihanet” derken, vardılar en ulyaya.
Böldüler fikirleri, yuttular parça parça,
Diller lâl oldu lâkin ruhlar etti temaşa.
Şark ve Garp katreleri süzülüp birleşince,
Kutsal birer emanet kaldı tüm nesillere.
RESSAM (“AYNA” adlı yazımın nefesidir)
Yaşamın uçsuz bucaksız bir tuval,
Ressamı sensin; avucunda rengârenk boyalar.
Alı, karası… Hangi tonu kullanırsan kullan,
Olacak senin tezahürün, resmedeceğin kendi dünyan.
Naifti, duruydu gönlün bir zamanlar;
Ta ki diğer renklerle hemhâl olana kadar.
Varlık sahnesine çıktığında anladın:
Bildiğin gibi değilmiş âlem, beyaz değilmiş tek olan.
Akça pakçaydı ruhun cihana indiğinde,
Masumdun, saftın, berraktın evvelinde.
Hayat tiyatrosunda oynadığın her rolde
Lekelendi beyazın, geçen yıllar içinde.
Şatafattan uzak dur; arın dertten, kederden.
Beyhude taşıma yükleri, savur at üzerinden.
Gör bak o vakit nasıl döneceksin özüne,
Seni senden eksiltenleri eserinden silerken.
