top of page

 

 

 

1882’de Londra’nın gri ikliminde dünyaya gelen Virginia Woolf, Victoria Dönemi’nin tanınmış yazar ve eleştirmenlerinden Sir Leslie Stephen’ın kızıydı. Annesinin de babasının da ikinci evlilikleriydi ve derin bir duygusal uyum yakalayan bu çiftin beş çocuğu oldu. 

      Stephen Ailesi, Londra’da aydın insanların oturduğu güzel bir çevrede yaşıyor; yazlarını Cornwall bölgesinde St. Ives’taki evlerinde, deniz kıyısında geçiriyorlardı. Ailenin bütün çocukları, Victoria Çağı'nın tutucu yaklaşımını onaylamayan ve özgürlüklerini yaşamaya hevesli gençlerdi. Hatta çocukların 16 Şubat 1910 tarihli Daily Mirror gazetesine manşet olmalarını sağlayan olay, tam olarak sisteme olan isyanlarının fotoğrafını yansıtmaktaydı.

 

     İngiltere’nin en büyük savaş gemisi olan Dreadnought’a, Habeş asilzadeleri kılığında girerek ağırlanmışlar ve erkek kılığına giren Virginia’nın fotoğrafı, manşet olmasının ardından günlerce İngiltere’de konuşulmuştu. İşte daha gençlik yıllarında bile Virginia; farklı, özel ve başkaldıran yapısını gözler önüne seriyordu.

     Babasının ölümünün ardından Virginia için her şey değişecekti. Üvey kardeşleri tarafından defalarca tacize ve tecavüze uğrayan Virginia, gün geçtikçe erkeklerden nefret ediyordu. Bu durumu başlangıçta sadece ablasıyla paylaşmış ve bu ortak payda, onları zamanla eşcinsel bir birlikteliğe sürüklemişti. Daha sonra bu ilişkilerini başka kadınlarla da sürdüren Virginia, on altı yaşındayken kendinden yaşça büyük bir kadın olan Madge Vaughan’a platonik bir aşk beslemeye başladı. 1902 - 1907 yılları arasında mektup yazdığı bir diğer kadın ise Violet Dickinson’dı.  Ancak Violet’le olan ilişkisi de mektuplaşmanın ötesine geçememiş, sadece hoşlanma olarak kalmıştı…

     Virginia Stephen otuzuna yaklaştığı hâlde, hiçbir erkekle aşk ilişkisi kurmak istememişti. 1909’da Bloomsbury grubundan, yani adını oturdukları mahalleden alan aydınlar grubundan Lytton Strachey onunla evlenmeyi önerince, adamın eşcinsel olduğunu bildiği için, bu öneriyi hemen kabul etti. Ancak Lytton Strachey, korkuya kapılıp teklifini geri çekti ve arkadaş olarak iletişimlerine devam ettiler. Lytton Strachey, Virginia Stephen’ı eskiden tanıyan Leonard Woolf’a bir mektup yazdı; Virginia ile asıl onun evlenmesi gerektiğini anlattı.

     İşte bu dönemlerde bile Virginia’ya âşık olan Leonard Woolf ise Lytton’un bir telgraf çekmesinin yeteceğini; hemen ilk vapurla İngiltere’ye geri döneceğini bildirdi. Ve Leonard Woolf, yedi yıldır yaşadığı Ceylon’dan döndükten bir yıl sonra, 1912’de Virginia Stephen ile evlendi. Bu evlilikle Virginia, sadece bir koca değil, aynı zamanda ona ömür boyu destek olacak bir hemşire-bakıcı edinmişti. Cinsel açıdan tüm erkeklere karşı buz gibi olan bu kadın, Leonard Woolf’a inanılmaz bir sevgi duyuyordu.

     İkisini de fazlasıyla üzen başarısız birkaç deneyimden sonra, ev arkadaşı gibi yaşamaya karar vermişlerdi ve beden hazları dışında her şeyi paylaşıyorlardı. Virginia, yazdığı her kitabını bitirir bitirmez, okuyup eleştirmesi için Leonard Woolf’a verirdi. Onu hiçbir zaman yönlendirmeye kalkmayan eşine karşı tam bir güveni vardı. 1915 yılında yayımlanan ilk kitabının da güvenilir eleştirmeni, eşi Leonard Woolf olacaktı. Virginia Woolf’un ilk romanı DIŞA YOLCULUK’ta, romanın başkahramanı olan Rachel Vinrace, yalnız bir deniz yolculuğuna çıkmakla kalmaz; dışarıya, yani dış dünyaya açılır bu yolculuğu sırasında...

     Virginia Woolf’un ikinci kitabı olan GECE VE GÜNDÜZ ise 1919’da yayımlandı. Romanın baş karakteri olan Katharine Hilbery, bir insanın düşüncesiyle davranışı, kişisel yaşamıyla toplumsal yaşamı arasında büyük bir ayrım olduğunu düşünmektedir. Uçurumun bir kenarında insanın ruhu capcanlı iken; öteki kenarında ise “gece kadar karanlıktadır”. Katharine, insanın bu uçurumu aşmasının, bir yolu var mıdır acaba diye sorar kendi kendine…

     1920'ler, kadınların söz hakkının çok olmadığı, eğitim haklarının kısıtlı olduğu ve ötekileştirildikleri bir dönemdi. Virginia Woolf’un karakteristik ögelerinden biri olan feminist duruşu, işte bu dönemde kendini iyice göstermeye başlamıştı. 

     Virginia Woolf, üçüncü romanı olan Jacob’un Odası’nı, 1921’de bitirip, bir yıl sonra yayımladı. Yunanistan’da , 1906’da çok genç yaşta ölüveren sevgili kardeşi Thoby’nin kişiliğini düşünerek yazdığı bu kitapta, Jacob Flanders’ın kısa yaşamına bir projektör tutuluyordu sanki…

     Vita’yı tanıyıncaya kadar, Virginia’nın, Katherine Mansfield dışında kimseyle gönül ilişkisi olmamıştı. 14 Aralık 1922’de Vita ile tanıştıklarında, Vita otuz yaşında bir şairdi. Virginia da kırk yaşında olgun bir kadındı artık… 

      Aristokrat bir aileden gelen Vita, erkeksi davranışları ve uğraşlarıyla dikkat çekiyor, fizikî cazibesiyle de ilgi odağı olabiliyordu. Virginia, günlüklerinde ve mektuplarında Vita’yı şöyle tanımlamıştır:

     “… kayın ağacına benzeyen bacaklarıyla dolaşıyor, parlak bir pembe, üzüm salkımı, sallanan inciler _ seviyorum(…) (benim hiç olmadığım gibi) gerçek bir kadın olması. Sonra onda şehvet uyandıran bir şey var: üzümler olgun: ve fazla derin düşünceli değil. (…) Bana, her nedense, herkesten her zaman en çok beğendiğim şey olan annece bir himayeyi ve yoğunluğu veriyor.” 

      Metinde de net olarak görüldüğü gibi, Virginia’ya göre Vita, son derece şehvetli ve cazibeli bir kadındı. Vita’nın çapkın bir biseksüel olması, Virginia’yı ister istemez anlayışlı olmaya itiyordu. Vita’nın tüm çapkınlıklarına rağmen, 19 yıl süren birliktelikleri boyunca Virginia Vita’ya 400 mektup yazmıştı. Tahmin edileceği gibi, mektupların büyük bir çoğunluğunda kıskançlık, sitem, aşk ve tutku imgelerine rastlamak mümkündür. 

      1927’ye gelindiğinde ise Virginia Woolf’un en ünlü ve en güzel romanı okurlarıyla buluşacaktı artık: Deniz Feneri… Eşi Leonard Woolf’un, “ruhbilimsel bir şiir”, diye tanımladığı bu romanda, yazar, çocukluk anılarına dayanarak annesiyle babasını anlattığı için, onun otobiyografik sayılabilecek kitabıdır bu…

     Aralık 1927 güncesinde, çok sevdiği yeğenlerinin verdiği bir partiden dönüp de bu çocukların ne hoş olduklarını anlattıktan sonra hem kendini tümüyle yazmaya adayabilmek hem de çocuk doğurmanın “bedenselliğini” yaşamamak adına, doğurmaktan vazgeçtiğini söyler: 

     “Ama ne garip ki, kendi çocuklarımın olmasını istemiyorum artık. Ölmeden önce bir şey yazmaya doymak bilmeyen bir isteğim var...  Yaşamın kısalığı ve sağlıksız ateşi beni yıkmakta… Doğurmanın bedenselliğinden hoşlanmıyorum. Bu duyguyu içgüdüsel olarak öldürdüm belki; belki de doğa yaptı bunu.”


     Deniz Feneri’nden bir yıl sonra 1928’de yayımlanan Orlando, İngiliz edebiyatında hiçbir başka kitaba benzemeyen, tümüyle özgün bir düş gücü ürünüydü. Son derece sade ve yalın bir anlatımı olan Orlando’nun, tahmin edeceğiniz gibi, esin kaynağı Vita’ydı… Romanlarında cinsellik konusuna temkinli yaklaşan yazarın bu kitabında, tutkulu lezbiyen eğilimli bir ilişkiye yer verdiği görülür.

     Yıllar sonra Vita’nın oğlu Nigel Nicolson,  Orlando için “edebiyatın en uzun ve büyüleyici aşk romanı” diyecektir. 

     1929’da yayımlanan “Kendine Ait Bir Oda”, Virginia Woolf’un 1928’de verdiği iki konferanstan oluşan ve konuşma dilinin doğal ve rahat akışını koruyan kısa bir kitaptı. 1931’deki eseri Dalgalar ise yine oldukça ses getiren bir kitap olmuştu.  

      Virginia Woolf için kaygılı ve zor günler başlamış, ikinci bir dünya savaşının, Avrupa uygarlığının sonu olacağı saplantısına kapılmıştı. Savaşın ilk yıllarında Nazi Almanyası’nın zaferleri, korkularını büsbütün artırdı. Eşi onu Londra’dan uzaklaştırdı ve daha sakin kırsal bölgede bir eve yerleştiler. Ama ne fayda! Bütün ülke geceleyin sürekli havadan bombalanıyordu. 1940 güncesinde,


     “Ellerimizi başımızın arkasında kavuşturarak yüzükoyun yattık. ”Dişlerin birbirine değmesin, dedi Leonard.” diye anlatmaktadır.

      Savaş kaygısı büyük bir etki olsa da onu hayattan koparan ana neden o değildi aslında... Yazar olarak yaratıcı gücünü yitirdiğini düşünüyordu.

 

     Londra bombalanırken, “Bu gece kim ölecek?” diye sormuştu kendi kendine. Arkasından da “İnsan artık yazamıyorsa, canına kıyması daha iyi olur” diye eklemişti.

     Savaş felaketi, artık yazmamak kaygısı, delirmek korkusuyla birleşince, denize girmediği için yüzmesini bilmeyen Virginia Woolf, ceplerini taşlarla doldurup, kendini Ouse Irmağı'na attı. Yürürken kullandığı bastonu, ırmağın kıyısında bulundu. O sırada daha elli dokuz yaşındaydı.

     Virginia Woolf, intihar etmeden hemen evvel, ablası Vanessa’ya ve eşi Leonard Woolf’a birer mektup yazmıştı. Eşine mektubunda ise şöyle diyordu:

 

     “Yine delireceğimden eminim. O korkunç günleri yeniden yaşamaya katlanamayacağımı hissediyorum. Bu kez iyileşemeyeceğim üstelik... Sesler duymaya başlıyorum… Bu yüzden de, yapabileceğim en doğru şeyi yapıyorum. Sen, mutlulukların en büyüğünü verdin bana... Bundan böyle savaşamam… Senin yaşamını bozduğumu biliyorum... Kendi yaşamımın bütün mutluluğunu sana borçluyum… Beni herhangi bir kişi kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Senin iyiliğine güvenimden başka her şeyimi yitirdim… Artık senin yaşamını bozamam. Hiç kimse bizim ikimizden daha mutlu olmamıştır.”

Virginia Woolf ve Aşk

 

“Bu yaşam çok kısa, çok kırık dökük. Hiçbir şey bilmiyoruz, kendimiz hakkında bile...”     Virginia Woolf

         BooKmaj, 4Life Multidisipliner Sanat Platformu adına yayımlanan Multidisipliner Sanat Dergisi'dir. 2026 yılında E. Burcu BİLGİLİ ve Koray SIPÇIKOĞLU tarafından oluşturulan bu platform Sanat, Felsefe ve Bilim üzerine hem akademisyen hem amatör emekçilerin eser ve çalışmalarını içermekte ve toplumsal bilgi paylaşımı amaçlı faaliyet göstermektedir. Sanat, Felsefe ve Bilim değerlerinin birbirini besleyen örüntülerini sunmak başta olmak üzere hem klasik metod ve ekolleri hem de yenilikçi çalışmaları içermektedir. Tüm paylaşımların hukuki hak ve sorumlulukları yazar ve üreticilerine aittir. İzinleri dahilinde paylaşılmaktadır. 

BooKmaj Yayın Kurulu

YAYINCI ve İMTİYAZ HAKLARI SAHİBİ: 4Life PRODUCTIONS

GENEL YAYIN YÖNETMENİ: E. Burcu BİLGİLİ

SANAT YÖNETMENİ: Koray SIPÇIKOĞLU

YAYIN KURULU VE DANIŞMANLAR: Dr. Mehmet Reşat BULUT, Fazilet AKARÇAY, Betül BAŞAR,

Duygu ÇATALTAŞ SIPÇIKOĞLU, Hakan BİLGİLİ. Mehtap BAŞ. Miray ANKÂOĞLU

SESLİ DERGİ KOORDİNATÖRÜ: Rana TOKA

SPONSORLUK ve REKLAM KOORDİNATÖRÜ: Melisa Zeynep AVCI

FOTOĞRAF VE GÖRSEL KOORDİNATÖRÜ: Sufi Kerem ÇALIŞIR

MEDYA KOORDİNATÖRÜ: Yaren SAFA

HUKUK SORUMLUSU: Av. Resul ULUDAĞ

BooKmaj'a Sanat Sponsoru olmak isteyenler için:

IBAN: TR96 0006 2000 7420 0006 2925 23

Açıklamaya lütfen Bookmaj Sanat Dergi Sponsorluk yazmayı unutmayın. 

Bilgi almak ve iletişim için: iletisim@bookmaj.com

Yeni çalışmalarınızı göndermek için: platform@bookmaj.com

logo.jpg

© 2026 by 4Life Productions 

bottom of page